Uriner Sistem Tas Hastaligi

Üriner Sistem Taş Hastalığı

Üriner sistem taş hastalığı özellikle 30-60 yaşları arasında görülen yaygın bir hastalıktır. Sıklığı tüm popülasyonda % 4-10 oranındadır(12) Türkiye’de ise taş insidansı %14.8’dir, bölgelere göre en sık prevalans güneydoğu anadolu bölgesindedir. Batı ülkelerinde ürolojik başvuruların % 16’sını ve tüm hastane kabullerinin % 1-2’sini oluşturmaktadır(14). Gelişmiş ülkelerde, mesane taşlarının görülme sıklığı azalırken üst üriner sistem taşlarının sıklığı artmaktadır. Taş hastalığının dünyada artmasının nedeninin, protein ve karbonhidrattan zengin, liften fakir beslenme sonucu olabileceği düşünülmektedir. Amerika Birleşik Devletinde(ABD)’ki taşların % 70’i kalsiyum oksalat taşıdır. Bu taşların yarısı pür kalsiyum oksalat taşı (monohidrat ve dihidrat) iken, kalan yarısı kalsiyum fosfat ile mikst tiptedir. Diğer taş cinsleri ise pür kalsiyum fosfat (% 6-10)(daha çok apatit, seyrek olarak brushit), magnezyum amonyum fosfat (% 10-15), ürik asit (% 8) ve sistin (% 1-3) taşlarıdır. İndinavir, ksantin ve adenin taşları daha nadir olarak görülmektedir.

Taş oluşumunun nedenleri hala netlik kazanmamıştır. Taş oluşumu ile ilgili olarak çeşitli teoriler mevcuttur. Bunlar; süpersaturasyon / kristalizasyon, nükleizasyon / epitaksi, matriks, inhibitör eksikliği ve kombine teorileridir.

Kalsiyum oksalat taşları bulunan hastaların % 50’sinde hiperkalsemi ile ilişkisiz hiperkalsiüri (idiopatik hiperkalsiüri) vardır. Bu hastaların büyük kısmında bağırsaklardan fazla kalsiyum absorbsiyonu ve idrarla fazla kalsiyum atılımı mevcuttur. Daha az bir kısmında ise; kemiklerden aşırı kalsiyum salınması veya primer olarak böbreklerden kalsiyum atılımı izlenmektedir. Hiperkalsemi ve hiperkalsiüri; kalsiyum oksalat taşları olan hastaların % 10’unda görülür. Hiperparatiroidizm, sarkoidoz, vitamin D entoksikasyonu, Cushing sendromu gibi hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkar. Kalsiyum oksalat taşı olan hastaların % 20’sinde hiperürikozüri, % 5’inde hiperokzalüri saptanırken, % 15-20’sinde herhangi bir metabolik bozukluk mevcut değildir. Kalsiyum oksalat monohidrat ve dihidrat olmak üzere iki tipi vardır.

Magnezyum amonyum fosfat (strüvit) taşları alkali idrarı olan hastalarda oluşur. Özellikle üreyi parçalayan bakteriler (Proteus Vulgaris gibi) taş oluşumuna zemin hazırlar. Ayrıca yöresel olarak fosfattan fakir beslenme de sorumlu tutulmuştur.

Ürik asitin idrarda çözünebilmesi için en önemli faktör idrar pH’ıdır. İdrar Ph’ı 5 iken ürik asit çözünebilirliği 8 mg/dl iken pH 7 olduğunda 158 mg/dl’ye yükselir. İdiopatik, hiperürisemik (gut, glikojen depo hastalığı myeloproliferatif hastalıklar), hiperürikozürik (pürin aşırı alımı, tübüler emilim bozukluğu, ürikozürik ilaçlar) gibi nedenlere bağlı olarak ürik asit taşları oluşabilir.

Sistin taşları; otozomal resesif olarak geçen, sistinürik hastalarda oluşur. İdrarda sistin, lizin, ornitin, arginin atılımı artmıştır. Sistin taşlarında idrar göreceli olarak asidiktir ve idrar pH’ı 7.6-8 olduğunda çözünür.

Otozomal resesif olarak geçen ksantin oksidaz enzimi eksikliğinde ksantin taşları oluşur. Tedavisinde idrarın alkalileştirilmesi önerilir.

Taşların büyük bir kısmı radyoopaktır. Sistin taşları semiopak, ksantin ve ürik asit taşları ise radyolusenttir.

Kabizlik ve Seker Hastaligi

Kabızlık ve Şeker Hastalığı

Diyabet kelimesi “Diabetes: Geçen” sözcüğünün türevidir. Gerçekten başlangıçta diyabet kelimesi sık ve bol işeme ile belirgin bir hastalığı tarif etmek için “su vü­cudu duraklamaksızın geçer” anlamında kullanılıyordu. Şimdi ise diyabet sözcüğü, en sık, en uzak diyabet şekli olan şekerli diyabet için kullanılmaktadır. Kandaki şekerin çok yüksek yoğunluğuna bağlı olarak, idrar hacminin artması, idrara şeker geçmesiyle oluşur. Gerçekten diyabet, kanda glukozun olağanüstü artmasıyla be­lirgin bir hastalıktır. Bu seviye böbrek eşiği denilen seviyeyi aştığında (160-180 mg/100 mi) glukoz suyu da birlikte sürükleyerek idrara geçer. Bu nedenle sık ve bol şekerli idrar çıkarılır.

İki tür diyabet hastalığı vardır:

İnsüline bağımlı diyabet, her defasında örneğin yemekten sonra çok artan kan şekerini azaltan ve onu normal sınırlarında tutan, pankreas tarafından üretilen insülinin eksik salgılanmasına bağlıdır. Diyabetin bu türü şeker hastalarının %15′ini (200-225.000 şeker hastası) oluşturur. Aynı zamanda genç türü diyabet veya yağsız diyabetten de bahsedilir. Zira esas olarak çocuk, ergenlik ve genç erişkinlerde görülür ve önemli derecede zayıflama oluşturur. Kalıtımsal nedenlerle veya pankreasın ağır bir hastalığından sonra bu organ yeterli insülin salgılayamaz. Diyabetin bu şekli bir uygarlık hastalığı gibi kabul edilmez.

İnsüline bağımsız diyabet, de insülin eksikliği yoktur. Kandaki insülin dü­zeyi çoğunlukla normalden daha yüksektir. Bütün işlevler normal olduğunda, insülin kanda var olan glukoz fazlasını yakalayarak organizmanın farklı hüc­relerine emir vererek etki eder. Fakat insüline bağımsız diyabette hücreler artık bu emirlere cevap veremez. Diyabetin bu şekli görünüşte sağlıklı olan şahıslarda ve çok yavaş olarak yerleşir. Bunlar çok bol yemek yapmayı ve yemeyi seven insanlardır. Yemeğin art arda bol miktarda yenmesi, daima çok önemli olan insülin salgısını uyarır ve bu uyarılarla hücreler büyür ve giderek bu hormona duyarlılığını kaybederler. Diyabetin bu şekline (yağlı diyabet veya 50 yaş diyabeti) de denilir. Gerçekten olguların %95′i olgun yaştaki, şişmanlık sorunu olan yetişkinlerde gözlenir. l’/2 milyondan fazla Türk insanının diyabetin bu türüne yakalandığı ve bunların içinden 700.000′inin durumlarından tamamen habersiz olduğu öngörülmektedir. Hastalık gelişip sıklıkla ağır ve geriye dönüşsüz ihtilaflar serisiyle aniden ortaya çıkar.

Şeker Hastalığının Zararları

Bu zararların hepsi kan damarları cidarının bozulmasına bağlıdır. Kandaki fazla glukoz bu cidarlarda toplanır ve onları kalınlaştırıp sertleştirir. Böylece farklı organlar ve kan arasındaki değişimlerde önemli kayıplar oluşturur. Bu organlar dayanıksız olduğu gibi onların kan verdileri de artmıştır. Böylece gözler, böbrekler ve sinirler en sık hastalanan organlardır. Batı ülkelerinde yetişkin körlüğünde şeker hastalığı ilk sırayı alır. Bu hastalık ağır böbrek yetmezlikleri olgularının %20’sinden de so­rumludur. Sinir tutulumu özellikle ayaklarda tüm duygu kaybı veya yanmalara benzeyen ağrılarla belirgindir. Büyük atardamarlar, özellikle infarktüs tehlikesinin arttığı kalbin atardamarları ve felç tehlikesinin görülebileceği beyin damarları sık­lıkla hastalanırlar. Diyabette korunma bu zararlardan kaçınmak için temeldir. Has­talıktan şüphelenildiği andan itibaren sistemli bir tarama ve özellikle iyi bir bes­lenme sağlığı gereklidir.

Şeker Hastalığında Korunma

Hangi öğeler insüline bağımsız bir diyabetten şüphe ettirebilir? Kimler taranmalı-dır? Esas olarak şişmanlık sorunu olan bütün kişiler taranmahdır. Her ne kadar şişmanlık daima bir diyabetle birlikte değilse de, şişmanlıktan şikayetçi bütün bi­reylerde diyabetin olmadığını her zaman göstermek gereklidir.

Diğer belirtiler de diyabetten şüphe ettirebilir. Gece işemek için uyanma ihtiyacı, sürekli susama, anormal yorgunluk. Kalıtsallık önemli olup, diyabetli bir ailenin üyesi her birey taranıp, biyolojik testlere girmelidir.

Üç basit araştırma yeterlidir:
Açlık ve tokluk kan şekerleri tayini veya en iyisi şeker yükleme deneyi ve 24 saatlik idrarda glukoz tayini.

Diyabetin korunma ve tedavisi, herşeyden önce düzenli hafif sporla birlikte iyi bir beslenme hijyenine dayanır. İnsüline bağımsız diyabet, uygarlık hastalığı kabızlık ve kolesterol ile aynı niteliktedir. Yani kısmen yaşam tarzı ve modern beslenmeye bağ­lıdır. Şeker ve arıtılmış gıdaların fazla alınması, kanda glukozun sık sık önemli dere­cede artmasına ve yetişkin yaşta diyabetli olma tehlikesinin çoğalmasına neden olur.

Bazı lifler organizma tarafından glukozun emilme süratini azaltarak kan şekerinin aniden yükselmesini önler. Ayrıca daha önce de bahsedildiği gibi liften zengin be­sinler, arıtılmış besinlere nazaran daha az şişmanlatırlar. Beslenmede liften zengin besin payının azalması, endüstrisi gelişmiş ülkelerde çok büyük sayıdaki diyabet­lilerden sorumlu bir etkendir.

İnsüline bağımsız diyabetin korunması ve onun çok sayıdaki ihtilatları, bir taraftan normal kiloda kalabilmek için bütün fazla kiloları kaybetmek ve diğer taraftan günlük beslenmede, iyi bir sağlığı sürdürebilmek için gerekli olan liften zengin besinleri almayı gerektirir.

Yumusatici Hastaligi

Yumuşatıcı Hastalığı

Yumuşatıcılar, yumuşak, iyice sulanmış veya kolaylıkla çıkarılabilecek şekilde bir dışkı meydana getiren ilaçlardır. Bazı yumuşatıcılar lifler gibi tamamen doğal etki gösterirler. Onlar önemli miktarda su tutabilme özellikleriyle dışkının hacmini art­tırıp onu sulandırırlar ve böylece onun ilerlemesini kolaylaştırırlar. Dengeli bir beslenme yeterli miktarda lif içermeleridir. Aynı zamanda, örneğin, kepek şeklinde tamamlayıcı bir unsur da almak mümkündür.

Fakat yapay yumuşatıcıların çoğu, kalınbağırsak hücrelerinde madensel tuz, su sal­gısı ve emilmesini sağlayan normal düzenlerde önemli bozukluklar oluşturarak etki ederler. O zaman dışkı daha iyi sulanmış ve daha kolay çıkarılabilir hale gelir.

Bağırsak geçiş sorununu hemen çözmek için bir ilaç yutmak, öyle basit ve sıkıntı­sız olsa da, sorun bununla bitmez! Hatta her ne kadar etkisi geçici de olsa 2 veya 3 gün sonra aynı yumuşatıcıyı almaya hiçbir şey engel olmaz. Bu ilaçların etkililiği karşısında, onların gereksiz ve aşırı kullanımı çok çekicidir.

Fakat bu kimyasal yumuşatıcıların bazı sakıncaları vardır. Gerçekten kalınbağırsağın iç cidarını tahriş ederler ve bu zararlı yumuşatıcıların hemen her gün alınması bu cidarda, “zımpara kağıdı görünümü” gibi önemli değişiklikler oluşturur. Bu du­rumda kalınbağırsağın yangısal, belirgin bir “kolit” tablosu yaratarak, ağrılı kas kasılmalarıyla ortaya çıkar.

Yıllar boyunca zararlı yumuşatıcıların düzenli alınmasından sonra, bağırsak hüc­relerinin daha şiddetli tepki vermesi tehlikesi vardır ve o zaman gerçek bir ishal nedeni olan çok büyük miktarda sıvı salgılarlar. Sonra hızla tekrar kabızlık görülür. Bu durum “yumuşatıcı hastalığı” denilen gerçek bir hastalığın yerleşmesinin baş­langıcıdır.

İshal devreleri arasında, yani kabızlık tekrar görüldüğü zaman, yumuşatıcı miktarını tekrar arttırma girişimi çok fazladır. Gerçekten bazı kimseler, kabızlık sorunlarıyla özellikle sıkıntı içinde olup sindirim aygıtlarını boşaltan bu ishalden memnundurlar. Fakat kalınbağırsaktaki bozukluk artar ve ishal devrelerine bağlı olarak, madensel tuz (özellikle potasyum eksikliği) ve su dengesi bozularak, durumu ağırlaştıran diğer daha genel bozukluklar husule getirir. Böylece, şükür ki nadir, zira çok ağır ilerle­miş bir yumuşatıcı hastalığı gerçekleşir.

Bu ağır sindirim bozukluklarına, böbreklerde, sinir, kalp-damar sistemlerinde ve iç salgı bezlerinde gelişen önemli sorunlar da eklenir.

Yumuşatıcı ve içsürdürücü etkili ilaçların çok dikkatli bir şekilde kullanılmaları gerekir. Bunlar tetrasiklin, kalsiyum ve, fosfat gibi ilaçlarla kimyasal bağlantılar ya da selülozun digoksini tutması gibi fizik bağlantılar kurarak çeşitli ilaçların emilimini bozarlar.

Yumuşatıcı hastalığı, kötü tedavi edilmiş süreğen kabızlıkların gerçek bir karmaşasıdır. Bütün zararlı yumuşatıcıların alımı durdurulup esas olarak en iyi beslenme sağlığına dayanan doğal tedaviyi seçmelidir.

FİLEBİT HASTALIĞI

Flebit, toplardamar iltihaplanmasına verilen addır. İltihaplanmış olan damar bölgesinde daima bir pıhtı, yani trombüs geliştiğinden, olaya daha çok “Tromboflebit” denilmektedir.
FLEBİT BELİRTİLERİ;
Yüzeysel tromboflebitte derialtında görülen toplardamarlar iltihaplanarak şişer kızarır ve duyarlı bir hale gelirler. İltihap genellikle damarın bir bölümünde başlar sonra yukarıya doğru ağrılı kırmızı bir çizgi biçiminde yayılır. İltihaplı damar derinin hemen altında sert bir kordon gibi ele gelebilir. Hastayı gece uyutmayan belirgin bölgesel bir ağrı vardır. Tedavi edilmezse iltihap alanı genişler ve ağrı artar. Bazen çok ağrılı uzun bir iltihap çizgisi de görülebilir; hastanın ateşi yükselebilir bacağı şişebilir. Yüzeysel tromboflebit daha çok bacağın alt yarısında oluşur. Genellikle genişlemiş (varisli) damarlarda görülür. Ender rastlanılmakla birlikte koldaki toplardamarlarda da ol
FİLEBİT NEDENLERİ ;
Yüzeysel tromboflebitin başlıca nedeni varisli damarlardır. Aileden geçen ve kadınlarda daha yaygın olan bu durum genç erişkinlik çağında ortaya çıkar ve yıllar geçtikçe ilerler. Bacak yüzeysel toplardamarları genişleyince çeperleri incelir ve kıvrımlar yapar. Genişlemiş damarlarda kan akımı yavaşlar ve kandaki plazma ve hücreler çökmeye yüz tutar. Böylece kanın akışı iyice yavaşlar ve flebitin ilk aşaması olan kan pıhtılaşmasına yol açar. Pıhtılaşmadan sonra damar çeperi pıhtıyı çözmek için iltihap oluşturur. Bu dönemde hasta ağrı duyarlılık ve kızarıklık gibi belirtilerin farkına varır.
FİLEBİT BİTKİSEL TEDAVİSİ;
REZENE
: 1 bardak kaynar suya, 4 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir.
Rezene toz haline getirilir, günde birkaç defa 0.5-1 gr içilir.
HUŞ AĞACI: 1 bardak kaynar suya, 5-10 gr ufalanmış püskül, yaprak, tomurcuk konur, soğuyunca süzülür, günde 3-4 bardak içilir.
ŞAHTERE OTU: 1 bardak kay nar suya, 10 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir.
TAVŞAN MEMESİ KÖKÜ: 1 bardak suya, 4-10 gr kök veya dallarından konur, 5-10 dk kaynatılır, günde 2-3 bardak balla tatlandırılıp içilir.
TIBBI KOKULU YONCA: 1 bardak kaynar suya, 10 gr bitki ko nur, 10 dk bekletilir, günde 2 bardak içilir (Trambofılebitte).
KANTARON: 1 bardak kaynar suya, 2 çay kaşığı bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 2 bardak içi lir.
AT KESTANESİ: 1 bardak kaynar suya, 1 çay kaşığı atkestanesi toz halinde konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir. Kestane toz haline getirilir, günde birkaç defa 1 gr içilir.
PAPATYA: 1 bardak suya, 2 tu tam papatya konur, kaynatılır, lapa halinde ağrıyan yere konulur. Papatya yağı ile ağrıyan yerler ovulur.
MELEK OTU: 1 bardak kaynar suya, 10-20 gr melek otu konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir.
KAHVE: Kahvesi bol sade kahve yapıp içmelidir.
ÇlLEK: Bolca çilek yemelidir.
PATATES: Patates lapa haline getirilir, ağrıyan yere sarılır.



Kabizlik Hastaligi ve Sorunu

Kabızlık Hastalığı ve Kabızlık Sorunu

Kabızlığın tanımı iki farklı yaklaşım ile açıklanmıştır; fakat, üçüncü bir yaklaşım ise kaynağına göre kabızlıktır. Gerçekten kabızlıktan değil kabızlıklardan konuş­malıdır. Kabızlık olgularının büyük bir kısmında, kabızlığın bizzat kendisi bir has­talık olmayıp bir belirtidir. Yani bir başka soruna, sıklıkla sindirim dışı, örneğin, besinsel dengesizliklere bağlı bir belirtidir.

Dolayısıyla kabızlığın kesin olarak yok edilebilmesi için ancak tek bir çare vardır. Bu da onun kaynağına inmek, yani onu meydana getiren bozukluğu düzeltmektir. Yumuşatıcı alımının, kabızlığın belirtisi üzerine kısa bir etkisi vardır; ama, sorunu tamamen kökünden çözmez. Bundan başka, kabızlığa bir yeni tehlike de eklenir. Bu tehlike, sindirim tüpünü tahriş eden, bu yumuşatıcıların alımına bağlı karışıklıklardır. Hastalık ve belirtileri arasındaki bir benzerlik kurulabilir. Vücut ısısının artmasıyla bir benzerlik kurulabilir. Vücut ısısının artması, örneğin bir enfeksiyon gibi bir başka bozukluğun varlığına uyan bir belirtidir. Böylece esas nedeni tedavi etmeksizin, ateşe karşı bir ilaç alırsanız, bilakis size hiçbir yararı ol­mayacaktır. Gerçekten ateş, organizmanın enfeksiyona karşı savaşması için bir ça­redir. Ateş çok yükseldiği zaman mikroplar artık çoğalamaz. Şu halde her şeyden önce hastalığı, yani bu örnekte olduğu gibi, sadece belirtiyi, yani ateşi değil, enfek­siyonu tedavi etmelidir.

Sağlık Kabızlık

Buradan, kabızlık sorunu olan hastaların aynı zamanda bir hastalığı da olduğu so­nucu çıkarılabilir mi? Gerçekte kabızlık, kelimenin tam anlamıyla, genel bir hasta­lığın sonucu olmayıp, farklı dengesizlikler ve özellikle yaşam biçimi ve beslenme düzensizlikleriyle meydana gelmektedir. Özet olarak, kabızlık çok farklı koşullarda oluşabilir:

” Görünürde bir neden olmaksızın oluşursa buna “birincil kabızlık” denir. Bu durumda “kabızlığın bizzat kendisi bir hastalıktır”.

Kabızlık bir başka hastalığın ya bizzat sindirim tüpünün ya da organizmanın öteki kısımlarına ve özellikle bağırsaklar üzerine yansıyan bir başka organ hastalığının bir belirtisidir; “ikincil kabızlık” olarak adlandırılır.
Fakat daha çok, kabızlık beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzından kay­naklanmaktadır.
Kabızlığın sınıflamasını ayrıntılı olarak incelemeden önce sindirim sisteminin normal işlev mekanizmasını ve dışkılamayı anlatmak gereklidir.

Sindirim Sistemi Çalıştığı Zaman ve kabız adam

Sindirim sistemi karışık ve ayrışık bir organdır. Çapı, değişik seviyelere göre çok farklı ve 5 metre kadar uzunluğu olan bir boru söz konusudur. Dış ortam ile ağız ve dışkılık aracılığıyla ilgilidir. Buna karşılık, her ne kadar içeriği organizmanın bir parçası ise de, iç ortam ile hiçbir bağı yoktur. Sindirim borusunun içerdiği unsurlar ile kan arasındaki bütün değişimler, bağırsak duvarı hücreleri aracılığıyla yapılır. Diğer bir anlatımla, besinler organizmaya doğrudan girmezler. Fakat uzun süre sindirim borusu içinde kalırlar ve burada çok sayıda değişikliğe uğrarlar. Büyük par­çalar kısmen daha basit ve küçük, özümlenebilen besin maddelerine dönüştürülür. Sadece bu duruma gelmiş besinler bağırsak hücreleri tarafından kabul edilebilir ve böylece organizmaya geçebilirler. Bu durumda gıdaların vücuda girişi iki aşamalı bir işlevdir: Sindirim ve emilme.

Sindirim: Besinlerin, özümlenebilen besin maddelerine dönüşebilmesi için sindirim sisteminde uğradıkları değişimlerin tümüne “sindirim” denilir. Sindi­rimde mekanik olaylar (bağırsak hareketleriyle öğütmek) kadar kimyasal (bağır­sak enzimlerinin etkileri) etkiler de söz konusudur.

Bazı besinler yapısı gereği, örneğin lifler, sindirilemez ve özümsenemezler. Bunlar dolgu maddesi olarak bağırsak geçişi için gereklidir.

Sindirim sistemi, gıdalara etkisi ve morfolojik yapıları bakımından çok farklı bö­lümlerden oluşurlar

Artrit Hastaligi ve Diyet Terapisi

Artrit Hastalığı ve Diyet terapisi

Yalnızca kilo vererek vücut ağırlığını taşıyan ağrılı eklemle­rin yükünü hafifletme yoluyla bile olsa, diyetin genellikle artrit tedavisinde bir rolü olduğu bilinir.

Son yirmi yılda tüm dünyada romatoit artritte besin takvi­yelerinin önemi ve hastaların duyarlılığı, ya da, dayanık­sızlığı nedeniyle belirli gıdaların romatoit artritin belirtilerini azdırması konusunda pek çok araştırma yapılmıştır.

Romatoit artritin bu araştırmalara özellikle konu olması­nın nedeni, en yaygın iltihaplı artrit çeşidi olmasıdır. Deje­nerasyon yapıcı etkisi olan osteoartritte, ileri aşamaları dı­şında diyet düzenlemeleri yoluyla iltihabı azaltma girişimleri ender olarak işe yarar. Bununla beraber, kilo verdirici bir diyetin hastalara yararı olur.

Besin takviyeleri

Bilimsel araştırmalar, balık yağı ve eşekotu yağının romatoit artritte iltihabı azaltmada en etkili olabilecek besinler oldu­ğunu göstermiştir.

En iyi balık yağı kaynakları som, ringa ve uskumru gibi yağlı balıklardır; morina, mezgit ve pisibalığı gibi beyaz ba­lıklarda daha az yağ bulunur. Yeterli yağı alabilmek için her gün 250 gram yağlı balık, ya da, 600 gram beyaz balık ye­meniz gerekir. Bu durumda balık yağı takviyesi daha pratik bir seçenektir. Balık yağının etkisini göstermesi için altı aya kadar her gün bir doz almanız gerekir. Belirtileri hafif­lettiğini görseniz de, kullanmayı sürdürmelisiniz, çünkü kul­lanmadığınız taktirde gördüğünüz yarar da sona erecektir.

Eşekotu yağının iltihap giderici etkileri olduğu kanıtlan­mıştır. Tam olarak yararını görmek için üç aydan altı aya kadar kullanılmalıdır. Bunu balık yağıyla birlikte almanın hiçbir yararı yoktur. Bu yalnızca aldığınız kalori miktarını artırarak kilo almanıza yol açar.

Ayrıca diğer besin takviyelerinin de artrit için muhtemel yararlan konusunda araştırmalar yapılmıştır. Bal, sarmısak ve vitaminlerin yararlı besinler olmalarına rağmen romatoit artrite özel bir yararları olduğu kanıtlanamamıştır. Varek (kahverengi, büyük bir tür deniz yosunu), arı sütü, ginseng ve elma sirkesinin de başka şeylere iyi gelmelerine rağmen, artrit için yararlı olduğu kanıtlanamamıştır. Yeni Zelanda’ da bulunan yeşil dudaklı kara kabuk midyesinin suyu bazı hastalar için popüler olduğu halde araştırmalar bunu kul­lanmanın da herhangi bir iyileşmeye neden olduğunu ortaya çıkarmamıştır.

Besinlere karşı tepkiler

Yapılan birçok araştırmanın sonucunda belirli besinlerin romatoit artrit semptomlarının ağırlaşmasına neden olduğu ortaya çıkmıştır. Bazı araştırmacılar da belirli besinlere kar­şı dayanıksızlığın romatoit artrite neden olduğuna inan­maktadırlar. Bu konuda en çok sözü edilenler süt ve süt ürünleri, buğday, glüten, mısır, sığır eti, kahve, turunçgiller, domates ve yerfıstığıdır.

Hangi besinlerin etkisi olduğunu bulmak için hastaya bir ‘dışlama diyeti’ uygulanır. Bu diyette dışlama yoluyla suçlu olan besin belirlenir. Oldukça uzun süren bu işlem altı aya kadar bir süre gerektirebilir.

Önce hastaya çok temel bir diyet verilir. Uygulayıcının yöntemlerine göre farklılık gösterebilen bu diyet genellikle koyun eti, pirinç, lahana, havuç, armut ve filtre edilmiş su gibi sözde ‘nötr’ besinleri içerir. Bu diyetle iki hafta içinde belirtiler büyük ölçüde iyileşirse, belirtilerin yeniden ortaya çıkmasına neden olacak besinleri bulmak için diğer besinler de dikkatle planlanmış bir sırayla diyete katılır. Bu besinler belirlenince de hastanın diyetinden çıkarılırlar.

Homatoit artritte genel diyet

Bir romatoit artrit hastası için en sağlıklı diyet az yağ (fakat damar sertliğine karşı koruyucu olan doymamış yağlar içe-rilmelidir), az şeker, az tuz, az alkol ve bol lif içermelidir.
Genel sağlık için de bu diyet önerilir: Bisküvi, pasta, ha­mur işleri ve pudingleri tamamen kesmek, kırmızı et ve et ürünlerini, süt ve süt ürünlerini, tereyağı ve yumurtayı a-zaltmak, kızartmalardan kaçınıp bol bol balık, taze meyve ve sebze, kepekli ekmek, kepekli tahıl, pirinç ve makarna yemek gerekir.

Margarin ve yerfıstığı ezmesi gibi damar sertliğine karşı koruyucu olan doymamış yağlardan küçük miktarlar, az yağlı peynir, yağı alınmış süt, az yağlı yoğurt diyete dahil edilebilir. Protein kaynağı olarak da tavuk eti, baklagiller ve fındık-fıstık düşünülebilir.

Kendi kendinize yardım etme yolu olarak diyet

Romatoit artritte diyetin en büyük avantajı hastanın uzman bir uygulayıcının önerilerini aldıktan sonra kendi tedavisinin kontrolünü üstlenebilmesidir. Bir dışlama diyetinin doktor, diyetisyen, ya da, diğer ehliyetli profesyonellerin deneti­minde uygulanması önemlidir, çünkü beslenme dikkatli bir şekilde yürütülmelidir. Bu, büyümenin engellenmemesi için özellikle çocuklarda önemlidir.

Uygulayıcılar

Birçok doktor çeşitli hastalıklar üzerinde diyetin ve diğer çevresel faktörlerin etkileri konusunda uzmanlaşıyorlar. Romatologlar da diyetin iltihaplı artritteki rolüyle ilgilenir­lerken, bazı diyetisyenler de bu dalda uzmanlaşmaktadırlar.

Natüropatinin artrit tedavisinde çok etkili olduğu söylen­mektedir. Bu da diğer doğal terapiler gibi insanı bütün ola­rak tedavi etmekte, belirtilerin altında yatan nedeni bulmayı amaçlamakta ve vücudu kendi iyileştirici gücünü kullanma­ya teşvik etmektedir. Bu terapiye göre yiyecekler mümkün olduğu ölçüde kendi doğal durumları bozulmadan yenilme­lidir.

Diğer fiziksel terapiler

Şifalı bitki ilaçları, refleksoloji, yoga, t’ai chi ve aroma-terapi geniş bilimsel araştırmalara konu olmamalarına rağ­men dikkate almaya değer doğal terapilerdir.
Şifalı bitki ilaçları

Bitkiler veya, bitki sularıyla tedavi, birçok ülkede, özellikle Çin’de hâlâ aktif bir şekilde uygulanan eski bir sanattır ve tedavi ettiği ileri sürülen birçok hastalıktan biri de artrittir. Örneğin, Şeytan pençesi denilen bir ilacın çok etkili olduğu söylenmektedir.

Bazı bitki ilaçlarının piyasada ilaç olarak satılabilmesi için çeşitli ülkelerdeki sorumlu makamlarca (İngiltere’de İlaç Kontrol Kurumu) ürün lisanları verilir. Diğerleriyse gıda maddesi olarak satılır ve gıda maddeleriyle ilgili kanunlara (İngiltere’de Gıda Güvenliği Kanunu) tabidirler. Bir şifalı bitki ilacını reçetesiz olarak almanın riski ilacın sizin için uygun olmaması, ya da, kullanmakta olduğunuz başka bir ilaçla etkileşime girmesidir. Bu nedenle, sizi dikkatle muayene ederek size özel ilacı verecek olan ehliyetli bir şifalı bitki uzmanına gitmeniz çok gereklidir.

Eğer İngiltere’de reçetesiz olarak bir şifalı bitki ilacı satın alırsanız, ambalajında ‘PL’ (product licence = ürün lisansı) harfleri olmasına dikkat edin. Bu en azından ilacın özellikle­rinin değerlendirilip onaylandığı anlamına gelir. Reçetesiz olarak satılan şifalı bitki ilaçlarının hepsinin garantisini sağ­lamak için şifalı bitkiler konusunda daha fazla araştırma yapılmasına gerek vardır.

Artrit Hastaligi Cerrahi Tedavisi

Artrit Hastalığı Cerrahi Tedavisi

İlaçlar ve fizik tedavi artritin ilerlemesini durduramıyorsa ve eklemler işlevlerini yitirecek kadar tutulup ağrıyor, deforme oluyor ve hastanın yaşantısı her yönüyle – sosyal, mesleki ve ev yaşantısı – olumsuz etkileniyorsa cerrahi müdahale üzerinde düşünülmelidir. Son otuz yılda cerrahideki en ba­şarılı ilerleme hasta eklemlerin yapay olanlarıyla değiş­tirilmesidir, fakat romatizmal hastalık çekenlere yararlı ola­cak başka cerrahi işlemler de vardır.

Artroplasti (Eklem değiştirilmesi)

Yapay eklem takılması gerçekten yüzyılın cerrahi başarı öykülerindendir. İlk kalça eklemi 1938 yılında değiştirilmiş ve o zamandan beri işlem ve malzemeler kalça eklemi de­ğiştirilmesi sıradan bir olay haline gelene kadar gelişim göstermiştir. Her yıl dünyada 300.000 kalça eklemi değiş­tirilmekte, bunların yaklaşık 40.000 kadarı ingiltere’de ger­çekleşmektedir.
Kalça eklemi yumrulu-yuvalı bir eklem olduğundan hem aşınmış uyluk kemiği başının hem de pelvisteki yuvanın, total bir kalça değiştirme ameliyatıyla çıkarılıp değiştirilmesi zorunludur. Yapay eklemler cerrahların tercih ettiği malze­melerden yapılır, fakat metal, ya da, yüksek yoğunluklu plastikten de olabilirler ve yerlerine bir tür yapıştırıcıyla tut­turulurlar. Ağrının derhal kesilmesi ve eklemin hareket ka­pasitesinin en azından yeterli seviyede olması beklenir.

Örnek vaka

Altmış altı yaşındaki Bay Jenkins’in her iki kalçasında da kötü şekilde osteoartrit vardı. Gençliğinde hevesli bir bisik­letçiydi ve bunun sonucu olarak kalça eklemleri fazla mik­tarda aşınıp yıpranmıştı. Sonunda ağrı ve tutulma yüzün­den kötürüm olunca doktoru onu muhtemel bir eklem deği­şimi için bir ortopedi cerrahına gönderdi.

Röntgen filmleri her iki kalça ekleminde de geniş hasar olduğunu gösteriyordu ve cerrah değişimi yapmayı kabul etti, fakat bir defada yalnızca bir eklemi değiştireceğini ve böylece Bay Jenkins’in bu tip bir ameliyata nasıl bir tepki vereceğini gözleyebileceğini söyledi. Şans eseri bekleme listesi uzun değildi ve Bay Jenkins yalnızca üç ay sonra hastaneye yattı.
Ameliyattan sonra kendine geldiğinde kalçasındaki yara­ya akıntıları boşaltan tüpler takılı, sırtüstü yatar durumdaydı ve bacaklarının arasında onları doğru pozisyonda tutmaya yarayan takoz şeklinde bir yastık vardı. İki gün sonra bir fizyoterapist yataktan çıkmasına yardımcı oldu ve önce bir yürüteç sonra da iki baston yardımıyla nasıl tekrar yürüye­ceğini öğretti. Kalçasını mükemmel durumda hissediyordu ve adeta bir mucize gibi hiç ağrısı yoktu.

Hastanede on gün kaldıktan sonra dikişleri alındı ve yaklaşık bir hafta içinde evine gidebileceği söylendi. Bas­tonla yürüyerek ev yaşantısını sürdürebiliyor, oldukça kolay bir şekilde merdivenleri de çıkabiliyordu. Kontrol için tekrar hastaneye gittiğinde cerrah ondaki iyileşmeden çok mem­nun kaldı ve hasta sağlığını tekrar tam olarak kazandığında derhal diğer kalça eklemini de değiştireceğini söyledi.

Artık diz eklemi değişimi de aynı başarıyı göstermekte, her yıl İngiltere’de bu tip 14.000 ameliyat yapılmaktadır. Mente-şemsi bir eklem olduğundan, kemik uçları yüzeylerinin ye­niden yapılması gerekmektedir. Bunun için metal plakalar kullanılmakta ve aralarına menisküsün yerini tutacak plastik bir parça konulmaktadır.

Sinovektomi

Romatoit ve diğer iltihaplı tür artritlerde eklemi çevreleyen sinovya zarı iltihaplanır. Bu doku ’sinovektomi’ adlı bir cer­rahi müdahaleyle alınabilir. Ağrı ve şiş büyük miktarda aza­lacak, başka bir şekilde de olsa, sinovya zarı tekrar olu­şacaktır. Bu ameliyat romatoit artritte bazen yapılır.

Debridement

Eğer bir eklemin içinde kemik parçaları ve diğer serbest kalmış döküntüler sorun çıkarıyorsa, bunlar ‘debridement’ denilen bir işlemle alınabilirler. Bu işlemde, ekleme sokul­duğunda cerrahın herhangi bir döküntüyü görüp alabilme­sini sağlayan küçük bir fiber-optik tüp olan artroskop kul­lanılır.

Osteotomi

Artritin kemikte yaptığı tahribat kemiklerin birbirleriyle bir­leşme açısını değiştirebilir. Bu durum diz eklemi artritinde sık olarak görülür; ayrıca kalçada da olabilir. Bunun tedavisi kemikten küçük bir parça alıp kemiği diğer kemikle doğru açıda birleşecek duruma getirme şeklinde olur.

ömrü yalnızca yirmi yıldır ve ikinci kez değiştirildiğinde bu süre on yıla iner. Deformasyonu düzeltmek ve ağrıyı gider­mek için iki kemiğin uçlarını kaynatmak gerekebilir, fakat eklem sürekli olarak tutulabilir. Bir eklemin kaynatılması işlemi ‘artrodezi’ olarak bilinir.

Rekonstrüktif cerrahi (Onarım cerrahisi)

Tendonlar gibi yumuşak dokuları etkileyen romatizmal has­talıklarda ’sarkık parmak’ gibi deformasyonlar tendonların kopması sonucu olabilirler. Bu tip bir deformasyon hasara uğramış tendonların cerrahi yoldan rekonstrüksiyonuyla dü­zeltilebilir.

Dekompresyon cerrahisi

Bir romatizmal hastalık olan karpal tüneli sendromunda bilek tendonlarmı saran kılıf iltihaplanarak sinire baskı yapar ve özellikle el, bilek ve kolda özellikle geceleri büyük ağrıla­ra neden olur. Ağrının giderilmesi ve el ile bileğe normal iş­levinin kazandırılması ve sıkışan medyan sinirinin kurtul­ması dekompresyon yapılarak sağlanabilir.

Örnek vaka

Kırk üç yaşında bir yapı ustası olan Bay Thompson, bilek ve kolundaki büyük ağrı ve parmaklarındaki uyuşma ve karın­calanma için doktoruna gider. Ağrı bazen omuzuna kadar yayılmakta ve geceleri uyumasını engellediği gibi, çalışma­sını da güçleştirmektedir.
Doktorun onu gönderdiği romatolog, Bay Thompson’a karpal tüneli sendromu teşhisi koydu ve iltihabı azaltmak için bileğine bir kortikosteroid ilacı enjekte etti. Bu işe ya­ramayınca, romatolog sıkışmış olan siniri kurtarmak için bir ameliyat gerektiğine karar verdi.

Cerrahi müdahalenin başarı oranları

Cerrahi müdahale hiçbir şekilde ‘ılımlı’ bir tedavi yöntemi değildir, fakat artritli eklemlerin değiştirilmesindeki başarı oranı çok yüksektir. Yapay eklemin çevresinde hastanın vü­cudunda eskiden beri var olan bakterilerden kaynaklanan bir enfeksiyon oluşma riski yüzde 1 ile 2′dir. Bu, genellikle antibiyotiklerle etkili bir şekilde tedavi edilebilir.

Ayrıca çok düşük bir pulmoner amboli (bacakta, ya da, pelviste oluşup akciğere giden bir kan pıhtısı oluşumu) riski vardır. Bu risk birçok ameliyatta vardır ve doktorlar bununla başa çıkmaya alışıktırlar.

Eklem değişimi ameliyatı olan hastaların en büyük ka­zançları bitmeyecek gibi görünen dayanılmaz ağrılarından kurtulmaları ve eklemi tekrar normale yakın bir şekilde kul­lanabilmeleridir. Bu tip ameliyatlar sürekli olarak gelişmekte ve artrit hastalarına gerçekten yeni bir yaşam sunmaktadır.

Artrit Hastaligi Bitkisel Tedavisi

Artrit Hastalığı Bitkisel Tedavisi

Ilımlı alternatiflerin tanıtımı

Mutedil ve şiddetli artritin ağrı ve iltihabını kontrol altına almak için verilen geleneksel ilaçların, tehlikeli demesek bile, sevimsiz yan etkileri olduğundan, hastaların daha ılımlı ve güvenli yöntemler bulma endişesi içinde olmaları ve bir oranda ümitle, ‘doğal’, ya da, tamamlayıcı denilen terapilere yönelmeleri pek şaşırtıcı değildir. Tıp bilimi iltihaplı artritin nedenini belirlemekte (bir takım teorilerin araştırmalarda test ediliyor olmasına rağmen) bugüne kadar başarısız ol­muştur. Bundan dolayı hastalar, klasik tıbbın hem nedeni hem de tedavi şeklini bulmakta başarısız olduğu noktada alternatif doğal tıp uygulayıcılarının başarılı olup olmadıkla­rını sorgulama zorunluluğu duymaktadırlar.

Tıp mesleği uzun bir süredir doğal terapilere karşı çıkmak­taydı, fakat şimdi gittikçe daha fazla sayıda doktor bunların yapabilecekleriyle ilgilenmekte ve bazıları da homoeopati ve akupunktur gibi belirli doğal terapilerin eğitimini almakta­dırlar. Eğer ‘doğal yoldan’ gitmek istiyorsanız ve doktorunuz artritinizi tedavi etmekteyse önce ona danışın ve birlikte sizin için en uygun olan doğal terapileri bulmaya çalışın.

Doktorunuzun da alternatif tıp konusunda kuşkuları varsa ve siz yine de bunu denemek istiyorsanız, size yazılmış olan ilaçlar doğal ilaçlarla etkileşime girebileceği için dokto­runuzu durumdan haberdar etmeyi sürdürmelisiniz. Doğal terapistinize de hangi geleneksel ilaçları almakta olduğu­nuzu söylemeniz gerekir.

Doğal terapi nedir?

Hastalıkların tedavisinde kullanılan doğal tedavi yöntemle­rinin hepsi aşağıdaki ilkelere dayanır.

Vücudun kendi kendini tedavi edici doğal bir yeteneği vardır.

İnsan yalnızca bir otomobil gibi fiziksel bir makine değil, vücut, akıl ve duyguların ince ve karmaşık bir bileşimidir ve bu faktörlerin hepsi, ya da, herhangi biri sağlık so­runlarında rol oynayabilir. Diğer bir deyişle, her insan ha­reketli parçaların rastgele bir bileşimi değil, yekpare bir ‘bütün’ dür. ‘Holistik tıp’ terimi bu kavrama dayanır ve her hastanın akıl ve duygularının, ya da, ruhunun tedavisinin vücudun tedavisi kadar önemli olduğunu söyler.
Çevresel ve sosyal şartlar en az kişinin fiziksel ve psi­kolojik yapısı kadar önem taşıyabilir ve sağlıkları üzerin­de büyük bir etkisi olabilir.

Bir sorunun temel neden, ya da, nedenlerinin tedavisi görünürdeki belirtilerin tedavisinden daha önemlidir. Yal­nızca belirtileri tedavi etmek sadece temelde yatan ger­çek nedeni örter ve daha da kötüleştirir. Böylece hasta­lık ileride daha ciddi bir şekilde ortaya çıkar.

Her insan benzersizdir ve bu nedenle de bir başkasıyla tam olarak aynı şekilde tedavi edilemez.

Eğer kişi kendi sağlığının sorumluluğunu üstlenir ve iyi­leştirme sürecine aktif bir şekilde katılırsa iyileşme daha çabuk ve etkili bir şekilde gerçekleşir. (Bununla beraber iyi bir terapist aynı zamanda hastanın serbest bırakılıp kendisinin bir başka terapiste gönderilme zamanının geldiğini de anlar)

Sağlıklı olmak, duygusal, zihinsel, ruhsal ve fiziksel ‘denge’ hali demektir. Denge, doğal terapide temel sağlık kavramının esasını oluşturur. Doğal terapinin temsilcileri sağlıksız olma halinin bir dengesizlik, ya da, huzursuzluk hali olduğunu söylemektedirler. Çinliler bu denge kavra­mını yin ve yang ilkesiyle açıklarlar.

Evrende doğal bir şifa verici ‘güç’ vardır. Batı’ da bu La­tince bir tabir olan vis medicatrix naturae (doğanın şifa verici gücü), Çin’de qi ya da chi, Japonya’da ki ve Hindistan’ da prana olarak bilinir. Herkes bu şifa verici güçle bağlantı kurup kullanabilir ve bunu hastada aktif duruma getirmek, ya da, bunu hastanın yapmasını sağ­lamak bir doğal sağlık uygulayıcısının yetenekleri ara­sındadır.

Doğal terapilerin hepsinin özü aynıdır ve eski Yunan ve Mısır’da uygulanan tıp ilkelerinin aynılarına sıkı sıkıya uyar: En iyi yaklaşım en hafif ve en yumuşak olan, tehlikeli ve saldırgan işlemleri içermeyen, hastayı bir bütün olarak te­davi eden ve hastaları kendi iyileşmelerinde aktif bir rol oy­namaya ve sağlıklarını korumaya teşvik eden yaklaşımdır.

Doğal terapinin amaç ve ilkeleri, sağlık ve hastalık du­rumlarında akıl ve beden arasındaki sıkı bağları kabul eden klasik tıbbınkilerden çok da farklı değildir. Her iki disiplindeki uygulayıcıların yetenek ve bilgilerinin birbirlerini tamam­layıcı olarak kabul edilmesi mantıklı görünmektedir ve işbir­liği yapmaya teşvik edilmeleri hastalara sonsuz yarar sağ­layacaktır.

Hangi doğal terapiler vardır?

Doğal tedavi yöntemlerinin geniş alanı iki ana kategoriye bölünebilir: Vücudu tedavi eden fiziksel terapiler ve akıl ve duyguları tedavi eden psikolojik terapiler. Bazı terapiler tabii ki, her iki kategoriye de girmektedir. Artritte yararlı olanlar aşağıdaki kutuda verilmiştir. Bazı terapileri bir başlangıç eğitiminden sonra kendiniz de uygulayabilirsiniz. Diğerleri ise yalnızca eğitimli uygulayıcılar tarafından uygulanmalıdır.

Artrit hastalarının ağrılarını giderecek, iltihabı azaltacak ve ayrıca bir krizi başlatabilen stresi giderecek tedavilere ihtiyaçları vardır. Bu, bazen stres tarafından tetiklenen ve iltihaplı bir eklem hastalığı olan romatoit artrit için özellikle geçerlidir. Fakat aynı zamanda eklemin çevresindeki doku­nun eklemde oluşan kemik çıkıntıları nedeniyle iltihap­landığı osteoartritin ileri aşaması için de geçerlidir.

Bu aşamada ağrı da şiddeti ve insanı güçten düşürme­siyle strese yol açabilir. Bu yüzden ağrıyı etkili bir şekilde kontrol altına alabilen herhangi bir tedavi yöntemi aynı za­manda stresi de azaltacaktır. Aynı şekilde, gevşeyip ge­rilimden kurtulmayı teşvik eden tedavi şekli hastanın ağnya daha kolay dayanmasını sağlayacaktır

Gut Hastaligi İlaclari ve Tedavisi

Gut Hastalığı İlaçları ve Tedavisi

Romatizmal hastalıkların en ağrılı cinslerinden biri olan gut artık sevindirici bir şekilde en kolay tedavi edilen ve önle-nileni haline gelmiştir. Gutun akut aşamasında ağrı ve ilti­habı azaltmak için tercih edilen ilaç kısa süreli tedavide yüksek dozajları tolere edilebilen bir NSAID olan indometasindlr. Bir alternatif olan kolkisin hoş olmayan yan etkiler (bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı) gösterir ve yüksek dozlarda toksik olabilir.

Krizlerin tekrarlamasını önleyici uzun süreli tedavide, kullanımı yaygın olan, iyi tolere edilen ve ürik asit oluşumu­nu önleyici etkin bir ilaç olan allopürinol kullanılır.

Fizik tedavi

Fizyoterapi (fizik tedavi) ve rehabilitasyon artrit tedavisinde sıkça kullanılan iki fiziksel tedavi yöntemidir. Fizyoterapistler ve rehabilitasyon uzmanları çoğunlukla hastanelerin rehabi­litasyon servislerinde birlikte görev yaparlar. Fizyoterapistler eklemlerdeki tutulmanın derecesini tayin ederler, oynaklığı­nı artırmak için hastaya özel egzersiz programları hazırlar­lar; ayrıca parafin banyosu ve elektroterapi gibi diğer tedavi yöntemleriyle ağrı ve tutulmayı giderirler.

Rehabilitasyon uzmanlarıysa hastaların günlük yaşantıla­rında^ faaliyetlerini engelleyen sakatlık derecelerini tayin ederek, hastalara günlük işlerini yapmanın farklı yollarını öğretirler ve yaşamı kolaylaştıracak özel tasarımlı alet ve donanımları sağlayıp kullanılışını gösterirler.

Artrit ve romatizma için fizyoterapi

Fizyoterapistler hastalarını hastanenin ya ilgili kliniğinde, ya da, polikliniğinde ilk kez görerek durumlarını değerlendirir ve sonra da her hasta için özel bir tedavi tedavi programı önerirler. Artrit tedavisi muhtemelen aşağıdaki yöntemleri içerir.

Elektroterapi

Kısa dalga diyatermisi, interferensiyel ve ultrason terapisi dahil çeşitli elektrik tedavisi tipleri, iyileşme sürecine yar­dımcı olmak için ağrılı eklemlere ve kaslara hafif bir sı­caklık vermek için uygulanır.

Soğuk terapisi

İltihaplı bir eklem için soğuk da sıcak kadar rahatlatıcı olabi­lir. Bu yüzden ağrıyı gidermek, dolaşımı artırmak ve iyi­leşmeyi hızlandırmak için buz torbaları kullanılır.
Fizyoterapistler iltihabın azalması amacıyla kesin istira­hatı gereken eklemler için süyekler hazırlar ve uygularlar.

Fizyoterapistler bacak ve ayak eklemlerindeki ağrıların sonucu olarak yürüme sorunu olan hastalara uygun yürüme yardımcıları ve ayakkabılar önererek yardımcı olurlar.
Fizyoterapistler stresi azaltıp gerilimi gidermek ve böyle­ce ağrıyı dindirmeye yardımcı olmak için gevşeme teknikle­rini öğretirler.
Birçok fizyoterapist artık akupunktur eğitimi almaktadır ve bazı fizyoterapi servislerinde uygun hastalara bu doğal te­davi yöntemi sunulmaktadır.

Rehabilitasyon ve artrit

Rehabilitasyon uzmanları hastanelerde ve sosyal hizmet kurumlarında görev yaparlar. Özürlü kişilere bağımsız bir yaşam sürebilmeleri için yardımcı olan mevcut tüm alet, donanım ve uyarlamalar konusunda geniş bir bilgiye sahip­tirler. Hastanın özürlülük derecesini tayin etme, yardımcılar ve uyarlamalar önerme ve hastalara bu yardımcıları kul­lanmayı ve günlük işlerini yapmanın daha kolay yollarını bulmayı öğretme konusunda eğitim almışlardır.

Rehabilitasyon uzmanları bu uygulamalı işin yanı sıra, hastaları eklemlerini nasıl koruyacakları ve ağrıyla nasıl başa çıkacakları konusunda bilgilendirir ve onlara hastalık-larınıkabullenme konusunda danışmanlık yaparlar.

Ankilozan Spondilit ve Artrit hastaligi

Ankilozan spondilit ve Artrit hastalığı

Bu, iltihaplı artritin çoğunlukla genç erkekleri etkileyen bir şeklidir. ‘Ankilozan’ sözcüğü, tutulma yapan, anlamına gelir ve ’spondilit’ de belkemiği omurlarını etkileyen anlamında­dır. Bu durumda ankilozan spondiliti olan bir kimsenin sırtı tutulur ve ağrı olur.

Genellikle pelvis (leğen kemiği) ile belkemiğini irtibatlandıran eklemlerin iltihaplandığı sırtın alt tarafında başlar. Hastalık ilerledikçe iltihap belkemiğinin üst kısmıyla kalça ve diz eklemlerine doğru yayılır. Başlangıç dönemlerinde ağrı geceleri önemli ölçüde artar, fakat birçok erkek hasta sabahın erken saatlerinde ağrı dayanılmaz ölçüde olursa, yataktan kalkıp ayakta eğilerek parmak uçlarına dokunma gibi egzersizlerin ağrıyı dindirdiğini söylemektedir. Bazen de gözler iltihaplanır ve kanlanır; kalıcı hasan önlemek için derhal tedavi edilmesi gereklidir.

Hastalık genellikle beş yıldan yirmi yıla kadar bir süreyle normal seyrini takip eder, fakat ender vakalarda gittikçe ağırlaşır ve sonunda hastanın sırtı neredeyse eğilmesine ve dönmesine izin vermeyecek kadar tutulur. Çok ağır vaka­larda belkemiği deforme olur ve büyük ölçüde sakatlığa yol açar.

Sonraki Sayfa »

Powered by Yahoo! Answers