31 Temmuz, 2010 · Yorum yapın
İşlemeyen vücut yağ bağlar. Sürekli yiyip yan gelip yatarsanız yada tüm gün masa başında yiyip içip hareketsiz çalışırsanız vücudunuzun yağ bağlamasını engelleyemezsiniz.
Hiç yemeyen biri de kilo alabilir. O halde ne yapmalıyız. Vücudunuz neden yağ depolar, hızlı yağ yakmak için ne yapmalısınız.
Hızlı yağ yakma diyette yağ alımını kesmek kilo verme sürecini hızlandırır.
Uzmanlara göre yapılan en yaygın hatalardan biri çok az yemek. Bu metabolizmanın yavaşlamasına neden olur.
Vücut olanı koruma moduna girer. Vücudun enerji seviyesini ve metabolik işlemleri sürdürebilmesi için belli bir miktar besine ihtiyaç vardır. Bu nedenle çok az yağ tüketmek de bir problemdir. Diğer bir yaygın hatada sürdürülebilir olmayan bir diyeti takip etmektir. Hızlı zayıflama diye bir kavram yoktur.
Doğru bir diyet hızlı bir incelme değil kilo sorununa uzun vadeli bir çözüm getirmelidir. Çok az yemek genellikle kilo kaybının hızının artmasını sağlayacaksada sürdürülebilir olmadığından yetersiz beslenmeye sebep olabilir.
Ayrıca karbonhidratlar gibi tüm bir besin grubunu tamamen kesmekde çok yanlış. Karbonhidrat eksikliği vücudun yeteri kadar lif ve B vitamini alamamasına sebep olur. Buda egzersiz için ihtiyaç duyulan kan şekeri ve glikoz seviyelerinin düşmesine yol açabilir.
Karın bölgesinde oluşan yağlanma tehlikeli mi?
Özellikle karın ve bel bölgesinde oluşan aşın yağlanma, obezite, insülin direnci, diyabet, kısırlık ve kardiyovasküler hastalıklara sebep olabilir.
Gece geç saatte yemek kilo vermeyi engeller mi?
Vücudunuz çalışmayı gece de durdurmaz ve uyurken uzun bir süre açlık döneminde olduğunuz için aslında önemli miktarda enerji yakarsınız.
Ama çoğu kişi belli bir saatten sonra atıştırmamayı yararlı bulur çünkü bu zamanlar az yemek kilo almaya sebep olabilir. Akşamları televizyon karşısında abur cubur olarak tabir edilen kalori değeri yüksek yiyeceklerden farkında olmadan bolca tüketebilirsiniz.
Tabi bu noktada önemli olan neyi ne kadar yediğiniz. Mutfaktaki raflarınızı meyve ve fındık gibi düşük glisemik indeks değerine sahip atıştırmalıklarla doldurmak harika bir fikir olabilir. Bu metabolizmanızın çalışmasını hızlandırır ve sizi aşırı yemekten, özelliklede sağlıksız yiyeceklerden korur.
27 Temmuz, 2010 · Yorum yapın
Göbekte toplanan yağları eritmek hem kadınların hem de erkeklerin en büyük sorunu bu sorundan kurtulmak istiyorsanız bu haber size…
Beslenme uzmanları, bu bölgede toplanan yağları eritmek için özel bir beslenme şeklinin geliştirilmesi gerektiğini ve egzersiz yapılmasını öneriyor.
İşte göbeğinizdeki yağlardan kurtulmak için birkaç egzersiz örneği ve beslenme şekilleri…
Birçoğumuzun korkulu rüyası olan fazla kilolar, kiminin basen, kiminin bel çevresinde toplanırken kiminin de göbek bölgesinde yoğunlaşıyor. Bu bölgelerde toplanan yağları eritmek ise hiç kolay olmuyor. Aylarca süren diyetler, her gün yapılan sporlar kilo vermeyi kolaylaştırıyor; ancak basen, bel, göbek çevresindeki yağların erimesinde etkili olmuyor. Hem erkeklerin hem de kadınların problemi olan göbek çevresi ise uzmanlara göre kilo artışının en çok, kilo kaybının en az gözlendiği bölge. Bu yüzden fizyoterapistler ve beslenme uzmanları göbek bölgesinde incelmenin özel diyet ve egzersizlerle sağlanabileceğini söylüyor ve bazı önerilerde bulunuyor. Beslenme Uzmanı Ender Saraç’a göre, her gün, sabah akşam ellişer defa mekik çekmek göbekteki yağlardan kurtulmak için yapılması gereken ilk adım.
Karbonhidratlardan uzak durun
Memorial Şişli Hastanesi Beslenme veDiyetbölümünden Dr. Yeşim Çelik ise, “Karbonhidratlı besinleri diyet esnasında fazla tüketmemek gerekli.” şeklinde bir öneride bulunuyor. Dr. Çelik, dengesiz beslenmenin ve kronik stresin bölgesel yağlanmalarda etkili olduğunu söylüyor. Bu yüzden bölgesel yağın sebeplerinin, tahlillerle kontrol ettirilip ona göre bir beslenme düzenine girilmesi gerektiğini belirtiyor. Simit, börek, meşrubat, cips, gofret, tatlı, hazır et suları ve salata soslarının göbek bölgesinde yağlanması olanlar için tehlikeli olduğuna değinen Çelik, “Karbonhidrat ağırlıklı bu gıdaların fazla tüketilmesi sonucunda yağlar belirli bölgelerde toplanır. Bu yüzden yağları karın çevresinde toplananlar bu gıdalardan uzak durmalı.” diyor. Uzun açlıkların karın bölgesinde yağlanmayı tetiklediğini söyleyen Çelik’e göre hiç ekmek yememek, aç kalmak, ara öğünler yapmamak ve ana öğünleri atlamak gibi hatalardan ise mutlaka uzak durulmalı.
Yeşil çay ve egzersiz olmadan olmaz
Kan şekerini ayarlayan, stresi azaltıp uyku düzenini sağlayan yeşil çay, Yeşim Çelik’e göre karın bölgesindeki yağlanmayı da önlüyor. Çelik, gün içinde sürekli yeşil çay içmenin bir süre sonra total karın yağlarını, deri altı karın yağlarını ve trigliseridleri düşürdüğünü söylüyor. Sema Hastanesi’nden fizyoterapist Hatice Çetinkaya da egzersiz olmadan göbekte incelme sağlamanın imkânsız olduğuna değiniyor ve bazı bölgesel egzersiz önerilerinde bulunuyor.
Bu egzersizleri denemeden göbeğinizden kurtulmanız zor
Sema Hastanesi fizyoterapisti Hatice Çetinkaya: “Göbek oluşumunun iki sebebi var. Biri hareketsiz yaşam şeklinin eşlik ettiği aşırı beslenmeye, diğeri yine hareketsiz yaşamın yanında yaş ilerlemesine bağlı. Bu yüzden, karın bölgesindeki yağlardan kurtulmanın en önemli yolu, özel diyetlerin yanında, sık sık egzersiz yapmak. Egzersizler yemekten en az 2 saat sonra, bol su tüketilerek yapılmalı. Ayrıca her hareket 30 defa tekrar edilmeli.
Egzersizlere örnekler
Sırtüstü uzanın, dizler bükülü, ayak tabanları yerde (çengel pozisyonu), bel çukuruna bir havluyu rulo yaparak yerleştirin. Karın ve bel kaslarınızı kasarak havluyu yatağa doğru bastırın, 5-8 saniye sayın ve bırakın.
Çengel pozisyonunda bir bacağınızı dizden tutarak kavrayın, karnınıza doğru sıkıca bastırın, 5-8 saniye sayın, diğer bacağınızla da tekrarlayın.
Sırtüstü, çengel pozisyonunda iki dizinizi sıkıca tutun, karnınıza doğru bastırın, 5-8 saniye sayın ve bırakın.
Çengel pozisyonunda iki diz birden önce bir yana, sonra diğer tarafa olmak üzere sağa ve sola devrilir, her iki yanda da 5-8 saniye sayılır.
Sırtüstü çengel pozisyonunda iki elle dizlere dokunulmaya çalışılır, 5-8 saniye sayılır.
Sırtüstü, çengel pozisyonunda bir el ile zıt taraf dize ulaşılmaya çalışılır, 5-8 saniye sayılır.
Sırtüstü yatarken, her iki bacakla havada pedal çevirme hareketi yapılır.
Sırtüstü yatılır, her iki bacak havaya kaldırılır, yanlara açılarak V şekline getirilir, 5-8 saniye sayılır, kapatılarak başlangıç pozisyonuna dönülür.
Sırtüstü yatılır, her iki bacak yerden 20-25 cm kaldırılır. 5-8 saniye sayılır, bacaklar indirilir.
Ayakta, hazırol vaziyetinde durulurken bir elle diz hizasına gelene kadar yana eğilin, 5-8 sn. sayılır, aynı hareket diğer taraf için de tekrarlanır.
Her gün mutlaka 50 kez mekik çekilmeli
Ender Saraç’ın da karın bölgesindeki yağları eritmek için bazı tavsiyeleri var. İlk olarak her gün sabah-akşam 50 kez mekik, 50 kez yanlara mekik çekilmesini, 50 kez de ense köküne yerleştirdiğimiz bir sopa yardımı ile süratli bir şekilde sağa-sola dönülmesini öneriyor. Daha sonra avokado yaprağı, yeşil çay, kiraz sapı ve mısır püskülünden oluşan bir karışım tarifi veriyor. Bu çayın yemeklerden biraz sonra içilmesinin incelmeye yardımcı olacağını söylüyor. Bir de ayın tek günlerinde yapılması gereken bir diyet listesi çıkarıyor.
4 Haziran, 2010 · Yorum yapın
Sık kilo alıp vermek bir çok kadının başbelasıdır. Bu yüzden pek çok diyet uygulanır, sporlar yapılır hatta gerekirse bıçak altına yatılır. Liposakşın veya mideye kelepçe taktırmak gibi. Kadınların yağ oranı erkeklere oranla daha fazla olduğundan kaınlar bu tür sotunlarla daha çok karşılaşır. Erkeklerde de kilo sorunu vardır ama nedense erkekler bunu kadınlar kadar çok önemsemez. Erkeklerin genellikle zayıflamak veya diyet yapmak gibi bir sorunları yoktur. Öyleyse aşağıdaki öneriler daha çok kadınların işine yarayacak türden. Çok fazla kendinizi sıkıntıya sokmadan rahat bir diyet uygulamak ve ideal kilonuza kavuşmak için bir kaç öneri sizlere.
1- Kilo almanın en önemli nedenlerinden biri yemek aralarında atıştırmaktır. Atıştıracağınız zamanlarda su için.
2- Buzdolabınızı boşaltın. Böylece hem para harcamazsınız hem de sizi atıştırmaya iten neden yok olur.
3- Yeterince uyuyun. Böylece, yiyerek alacağınız enerjiyi uyurken toplamış olursunuz.
4- Alkol, ekmek ve karbonhidratlardan uzak durun.
5- Karanlık ortamlarda bulunmamaya ve akşamları bir saat önceden uyumaya çalışın. Eğer akşam bir şeyler izlemek istiyorsanız. Karanlık değil, aydınlık bir ortamda yapın bunu.
6- Kahvaltı günün en önemli öğünü olduğundan mutlaka kahvaltı yapın. Bu size gün içinde harcamanız gereken enerjiyi verecektir ve öğlen yemeğinde çok acıkmayacaksınız.
7- Öğün aralarında yeme isteği doğduğunda, sevdiğiniz bir müziği dinleyin. Araştırmalar, müzik dinlediğinizde de sevdiğiniz bir yemeği yediğinizde de beyninizin aynı bölgesi uyarılıdığını göstermektedir.
8- Ayakta hiçbir şey yemeyin.
9- Yeşil çay için. Araştırmalar gösteriyor ki, yeşil çay içmek vücuttaki kalorilerin yakılmasında çok etkili. Günde 3 bardak yeşil çay içmeye çalışın.
10- Yediğiniz şeye konsantre olun. Televizyon seyrederken, bir şeyler okurken ya da e-maillerinize cevap verirken yemeyin.
11- Dışarı çıkın. Günde en az 20 dakika dışarıda oturmaya ya da yürüyüş yapmaya özen gösterin. Çünkü gün ışığı yeme isteğinizi kontrol etmenize yardımcı oluyor.
12- Sağlıklı şeyler yiyin. Dışarıda yemek yediğiniz zaman çocuk mönüsü ya da sossuz salata yiyin.
13- Kendinizi çok fazla zorlamayın. Diyet programınızı yaparken 1200 kalorinin altına düşmemeye özen gösterin.
14- Bahçe işleriyle uğraşın. 1 saat bahçe işiyle uğraşmak 500 kalori yakmanızı sağlar.
15- Asansör kullanmak yerine merdivenden çıkın.
16- Ev işi yaparak da kalori yakmanız mümkün. Ufak tefek ev işleriyle uğraşın.
17- İp atlayın. Bu muhteşem bir egzersizdir ve diğerlerinden daha eğlencelidir.
18- Sık ama az yiyin. Akşam mümkünse 19.00 dan sonra yemek yemeyin. Eğer kendinizi çok zorlanmış hissederseniz 1-2 meyve yiyebilirsiniz. Ama abartmayın. Bu uygulamaya vücudunuz bir kaç gün içinde alışacağından çok zorlanmayacaksınız.
19- Çikolatayı çok seviyorsanız, her akşam bir parça (küçük tabi ki) çikolata yiyin.
20- Kendinizi sıkıntıya sokmayın, her şey beyinde biter.


27 Mayıs, 2010 · Yorum yapın
“AIDS” Nasıl Bulaşır? Nasıl Bulaşmaz?
Türkçesi “Edinsel Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” olarak ifade edilen AIDS i, çağımızın en korkunç hastalıklarından biri olarak nitelendirebiliriz. AIDS hastalığının etkeni bir virüs olup kısaca HIV olarak adlandırılmaktadır. Bu virüsün 2 tipi vardır; HIV – 1 dünyada en yaygın görülen AIDS etkeni virüsüdür. HIV – 2 ise daha nadir olarak görülür, ancak batı Afrika da sık rastlandığı bildirilmiştir.
AIDS, kişiyi hastalıklara karşı koruyan bağışıklık sisteminin zayıflamasından dolayı ortaya çıkan hastalıklar kombinasyonu için kullanılan tıbbi bir tanımdır. Bağışıklık yetmezliği, HIV in neden olduğu enfeksiyon sonrası ortaya çıkar. Bu virüs insanın bağışıklık sistemini bozarak, vücudun normalde dirençli olduğu birçok hastalığa karşı kendini koruyamamasına neden olur. Bağışıklığını kaybetmiş olan insan vücudu, herhangi bir basit solunum yolu enfeksiyonuna, mantar enfeksiyonlarına ve benzerlerine kolayca yenik düşebilmektedir. AIDS, HIV enfeksiyonunun son safhasıdır.
HIV / AIDS tüm dünyada hızla yayılmaktadır. Hastalığa ait özellikler;
- Kan yoluyla ve cinsel ilişkiyle hızla yayılabilmektedir.
- Kadınlarda ve erkeklerde, yani her iki cinste de görülebilmektedir
- Her yaştaki insanlarda görülebilir
- HIV / AIDS in kesin tedavisi halen yoktur
- HIV / AIDS in henüz koruyucu bir aşısı da mevcut değildir
AIDS virüsünü kanında taşıyan kişi ya AIDS taşıyıcısı, ya da AIDS hastası konumundadır. AIDS taşıyıcısı olan bir kişi, hiç bir klinik belirti göstermeden toplum içinde yaşıyabilmektedir. Fakat, belli bir süre sonunda ( ortalama 2 -8 yıl ) taşıyıcı kişi, çeşitli klinik belirtiler göstererek AIDS hastası olmaktadır. AIDS hastasını bekleyen kesin son ise, ( tedavi edici bir ilaç bulunmadığı sürece ) ölümdür.
HIV / AIDS in Bulaşma Yolları
- Cinsel ilişki, kanında HIV taşıyan kişiyle cinsel ilişkide ( vajinal, anal veya oral ) bulunmakla HIV bulaşabilir
- Kan yoluyla, HIV / AIDS li kişinin kan, kan ürünleri, doku veya organlarının nakliyle bulaşabilir
- HIV / AIDS li anneden gebeliği süresince veya doğum esnasında bebeğe HIV geçebilmektedir. Daha az oranda olmakla beraber annenin bebeği emzirmesiyle ( anne sütüyle ) bebeğe HIV bulaşabilir
HIV Nasıl Bulaşmaz
- El sıkışma
- Sosyal öpüşme ( yanaktan yanağa )
- Kucaklaşma
- Başkasının giysisini giyme ile
- Tükrük, göz yaşı, ter, öksürük, aksırıkla
HIV bulaşması söz konusu değildir. Yiyeceklerle, aynı tabak, çatal, kaşık, bardak, aynı tuvalet ve banyoyu kullanma, telefon ve benzerlerini kullanmakla HIV / AIDS bulaşmamaktadır.Toplu taşıma araçlarında olduğu gibi ortak ve kalabalık mekanlarda bulunmakla da HIV / AIDS bulaşmaz. Sivrisinek ve her türlü böceğin sokmasıyla da HIV in bulaşmadığı kanıtlanmıştır.
Yapılan araştırmalarla, hekim ve hemşirelerin olduğu kadar HIV / AIDS li hasta ve hasta yakınlarının da bu konudaki bilgilerinin genelde yetersiz oldukları saptanmıştır. Sağlıkla ilgili her konuda yeterli düzeyde bilgi sahibi olması gereken hemşire ve yardımcı sağlık personeli yanında, hastalığın yayılmasında önemli rolleri olan taşıyıcıların da yayılma ve korunma yolları konusunda bilgi sahibi olması insani bir görev kabul edilmelidir.
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
- AIDS
- HIV / AIDS in Bulaşma Yolları
- Hepatit
- Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar ve Neden Olan Etkenler
- AIDS Virüsünün Bulaşmasını Önleyen Aşı Geliştirildi
10 Mayıs, 2010 · Yorum yapın
Zehirlenme Süreci ve Yolları
Zehirlenme olayı ile 24 saatten kısa bir süre içinde karşılaşılmışsa, ‘Akut Maruz Kalma’dan söz edilir. İnhalasyon yolu ile zehirlenmelerde bu süre 4 saate kısalır.
Bir aydan kısa süre içinde tekrarlayan doz veya olaylar Subakut, 1-3 ay arası süre içinde tekrarlar Subkronik, 3 aydan daha uzun süre içinde tekrarlar ise Kronik Zehirlenme tanımına girer.
ZEHİRLENME YOLLARI
Oral veya gastrointestinal yol: En sık rastlanan yoldur.Vücuda girişin ve emilimin uzun bir yoldan yapılması ve bazı sistemlere göre daha yavaş olması, hepatik metabolizma yolunun varlığı nedeniyle tedaviye iyi cevap alınır.
İnhalasyon veya solunum yolu: Vücuda giriş zorunlu, hızlı ve çok kısa ve geniş bir alandan emilim sağlandığından bu yolla zehirlenmelerde tedavi süreci ve olanakları çok kısıtlıdır. Ölüm oranı çok yüksektir. Ya da kronik hastalıkları hazırlarlar.
Deri ve mukozalar: Deri vücudumuzun güçlü bir örtüsü olma özelliğini, bazı vücut bölgelerinde ve bazı maddelere karşı kaybeder ve çok emici bir yapı durumuna gelir. Deri yüzeyinden emilen çeşitli ilaçlar için yararlı olan bu durum, zehirlenmelerde çok tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Kazalarda ve kimyasal savaşlarda, solunum yolu kadar önem kazanır, özellikle vücudun açık bölgeleri ve saçlı deri zehirin alınıp taşınmasında önemli rol oynarlar. Mukozalar da ise emilim çok hızlı olduğundan özellikle baş bölgesinde bulunan duyu organlarımızın yüzeyini kaplayan mukozalar, zehirin merkez sinir sistemine hızla taşınmasını sağlarlar bu yüzden korunması gereken en önemli vücut alanlarıdır. Yüksek letalite ve kronik hastalık nedenidir.
Damar içi Yolu: Çok hızlı ve kısa yolla vücuda giriş sağlar. Uyuşturucu kullananlarda ve bazen de hatalı tıp uygulamaları sonucu ortaya çıkar. Yüksek oranda ölümle sonuçlanır.
Resmi kayıtlara göre, ABD.’nde yılda 5.000-10.000 kişinin zehirlendiği belirtilmektedir. Alkol ve İlaç alınımına bağlı (antihistaminiklerle) otomobil kazaları daha yüksek oranda saptanmıştır. Ekonomik boyutu da göz önüne alınırsa, toplumlara zehirlenmelerin ne denli zarar verdiği anlaşılabilir.
Ev ve sanayi kazalarına neden olan akut karbonmonoksit zehirlen-meleri’nde ise eğer kan gazı analizi yapılmazsa, normal ölüm olarak nitelendirilebilir, bu da adli bazı yanlışlıklara yol açabilir.
22 Nisan, 2010 · Yorum yapın
Selülit derinin alt tabakasında, yağ dokusunun hemen çevresinde oluşan ve derinin üst bölümünde pütür pütür görüntü bırakan bir hastalıktır. Kadınların korkulu rüyası olan ve bir güzellik kusuru olarak kabul edilen selülite karşı önlemler alınmalıdır.
BESLENME
Beslenme ne kadar fazla tek yönlü olursa, selülite o kadar çabuk aday olursunuz. Özellikle de fast fooda ve hazır yemeklere karşı olan eğilimimiz dokuları kötü yönde etkiliyor.Hayvansal yağlar, şeker ve tuz da en kötü düşmanlarımız. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyorlar, dokularda su yapıyorlar ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyorlar. Özellikle de yağlar doyma hissini büyük ölçüde etkiliyor. Örneğin, mayonezli patates salatası veya kızartması yerken “doydum” sinyali karbonhidratlı bir öğünden (örneğin spagetti) çok daha geç gelir. Sonuçta daha fazla yeriz ve dokulardaki yağ depolarını aşırı derecede besleriz. Hücreler şekilsiz bir kütle haline gelir ve on kat daha büyür. Bu nedenle yemek listenizde taze, yağsız ve besleyici maddeleri fazla olan yiyecekler bulunmalıdır. Meyve, sebze, kepek, çavdar ürünleri ve baklagiller gibi. Bu besinlerde bir yanda dokuları atık maddelerden temizleyen, öte yanda hücrelere besleyici maddelerin naklini çabuklaştıran fazla miktarda potasyum vardır. Portakal, muz, karpuz, avokado, havuç, şalgam, fasülye, bezelye ve patates fazla miktarda potasyum içerirler.
BAKIM
Günümüzün yeni antiselülit kremleri deriye hemen giriyor ve doğrudan doğruya yağ hücrelerini etkiliyor. Etkili maddelerin bazıları yağ depolarını bloke eder, bir kısmı trafik polisi gibi etki yapar, yağ alımını ve naklini ayarlar. Baş aktörlerin biri de kafeindir. Kafein yağıayrıştıran enzimleri harekete geçirir ve bununla birlikte lenf akışını kolaylaştırır. Su en iyi temizleyici maddedir. Bol su içmek dokuları zehirli ve atık maddelerden temizler. Ayrıca kalsiyum, potasyum, demir ve magnezyum gibi maddeler dokuları sıkılaştırırlar. Bunların etkisini dışarıdan kullanılan antiselülit ürünleri kuvvetlendirir. Aynı zamanda vücudun atıklardan temizlenmesinde de etkili olur.
MASAJ
Selülitte özellikle de etkili olan insanın kendi yaptığı drenajdır. Bu nedenle kendi kendinize şu masajı yapın: Masaja okşama hareketleriyle başlayın. Üst uyluklara önce bir, sonra iki elinizle yumuşak bir şekilde aşağıdan yukarı doğru kalçalarınıza kadar masaj yapın. Daha sonra derinizi sıkıştırmadan baş ve işaret parmaklarınızın arasına alın ve yoğurur gibi masaj yapın ve bu arada dizlerin iç tarafını unutmayın. Antiselülit kremlerinin dokulara etkisi, daha önce masaj yapıldığı takdirde iki kat daha fazla olur. Nedeni, lenf ve kanın harekete geçmesidir.
DURUŞ
Yüksek topuklar, yanlış yürüme hareketleri, kambur oturma… Bunlar selülite yol açan nedenlerdir. Çünkü bu saydıklarımız toplardamarlarda ve lenf damarlarında kanın geriye doğru akışını olumsuz yönde etkilerler.Özellikle de yanlış bir oturma şeklinde iç organlar sıkışır. Sonuçta zehirli maddeler vücuttan o kadar çabuk çıkmaz ve atık maddeler dokularda toplanır. Ve deri gevşer, çukurlar oluşur. Bu nedenle her zaman şunu düşünün: Karın içeri, göğüsler dışarı. Dik durma vücudu uzatır ve daha zayıf görünürsünüz. Oturuş için de aynı şey geçerlidir: Duruş hatalarını bilinçli olarak dengelemek için sırt egzersizlerinin yararı vardır. Haftada iki kere jogging ve bisiklete binmeyle buna yardımcı olun.
ENZİMLER
Enzimler tam bir yağ yiyicidirler. Bu enzimler elmada vardır ve yiyeceklerin hiçbir engelle karşılaşmadan değerlendirilmesini ve nakledilmesini sağlarlar. Böylelikle yağ depolarında daha az birikirler. Elmayı iyice çiğneyin, çünkü enzimlerin faaliyeti ağızda başlar.
UZMAN YARDIMIYLA TEDAVİ
Çeşitli etkili yöntemlerle selülit artık kesinlikle tedavi ediliyor. Selülit tedavisinin tıbbii tedavi şekilleri
· Tıbbi masajlar : Selülit tedavisinin en önemli ayağı masajdır. Çünkü masaj kan ve lenf dolaşımını harekete geçirir ve dokuların taze oksijen ile dolmasını sağlar. Selülit tedavisinde etkili olan iki tür masaj vardır. Dolaşım masajları: Kan ve lenfatik dolaşıma yöneliktir. Bu masaj deri altı kan dolaşımını aktive ederek, dokunun canlanmasını sağlar. Lenfatik drenaj masajları: Bu masajlar özellikle lenf dolaşımı üzerinde etkilidir. Masajın, hem elle, hem de aletle uygulanan şekilleri vardır. Elle olan daha yüzeysel olurken, aletli masajın derinlemesine bir etkisi vardır. Her iki masaj sonunda hücrelere bolca oksijen gider ve toksinlerin vücuttan atılması kolaylaşır.
· Akupunktur: Organizmanın değişik fonksiyonlarının hepsinin kumandası kulakta bulunur. Akupunktur ile bu fonksiyonlar harekete geçirilir. Bu fonksiyonların arasında su birikmesine neden olanlar da aktive edilir.
· Ozon terapi-Ozon banyosu: Ozon terapi, hücre oksijenlenmesini baz alarak, başarılı bir şekilde selülit tedavisinde de uygulanır. Artıklarla dolu olan selülit hücrelerini oksijen ile temizlemeye yönelik bir programdır. Ozon terapi bir kabın içerisinde gerçekleşir. Bu sırada ozon buharın epiderm tabakaya kadar girip o bölgenin oksijen ile dolmasını sağlayarak, dokusal kan dolaşımını aktive eder.
· Lazer terapi: Lazer terapi ikiye ayrılır; soğuk lazer ve sıcak lazer. Soğuk lazer, helyum neon lazer olarak da anılır, selülitli bölgedeki hücreler üzerine uygulanır. Lazer, burada hücreleri geçerek değişimleri hızlandırıp, o bölgede su tutulmasını engeller. Sıcak lazer, selülitin oluştuğu hareketsiz bölgeye uygulanarak, orada bulunan dokuların dolaşımını sağlar.
· Ultrason: Kadındaki hemen hemen farkedilemeyecek kadar küçük yağları bile derinliğine yakalayıp, parçalamayı başarır. Daha fazla yağlanmanın olduğu bölgelerde de daha derine gidilerek lenfleri uyarır ve yine parçalar.
· Basınç terapisi: Bu metodda bacaklar sarılır. Hava basıncı ile çalışan bir odaya girilir. Çok dikkatlice yavaş yavaş, hava basıncı azaltılır. Bununla da lenfatik dolaşım ve kan dolaşımı harekete geçer. Tabi burada önemli olan kişiye özel bir programlama yaparak, herkesin ihtiyaçlarına uygun bir tedavi uygulamaktır.
· Mezoterapi: Bu yöntemde, sıvı haldeki ilaçların şırınga darbeleriyle uygulanması esastır. Daha yeni bir versiyonu da homeopati yöntemini kullanarak, tahmin sistemini çalıştırmak ve öngörüden yararlanarak uygulama yapmaktır. Hiç yan etkisi olmayan naturel maddelerden faydalanılır. Bu yöntem, kan toplanmalarını da önler.
· Lipoelektro: Bu, uzun iğnelerden yararlanmak suretiyle yapılan bir yöntemdir. Uzun, çok ince uçlu ve keskin iğnelerle uygulanır. Elektro ile yağlı bölge arasında bir bağlantı kurulur. Çok düşük düzeyde çalıştırılarak, selülitli bölge üzerinde çalışılır. Bu bölge üzerinde, düzenli ve sık aralıklarla işlem yapılır. İğne, selülitli bölgedeki yağları parçalar ve yağları ortaya çıkartır ve aşırıya kaçmadan bunlar boşaltılır
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
- Selülit ile Başetme
- TAYLAN KÜMELİDEN TAVSİYELER
- Elmayı Kabuğuyla Yemek, Kanseri Önleyebilir
- Ekosistem ve Ekolojik Nis Nedir
- Ebru Şallı Cildi İçin Çimen Suyu İçiyor
21 Mart, 2010 · Yorum yapın
Çocuklar yemek yemeyi neden reddederler?
Bebeğe Yemek Yedirme
Yemek yemeyi reddeden çocuklar bu davranışları ile bir bakıma kendi dediklerini yaptırtma çabası içindedirler. Bu çocukların yaşamlarının başka alanlarında da inatçı bir kişilik sergiledikleri, hatta genellikle uyku problemlerinin de olduğu görülür. Ancak anne babalar özellikle beslenme konusunda hassas oldukları için genellikle daha çok beslenme problemi üzerinde yoğunlaşırlar. Hatta pek çok anne çocuğunu besleyemediği düşüncesi ile suçluluk duyar. Ancak burada görünen kaygı çocuğu fiziksel olarak besleyememek de olsa, kaygının asıl nedeni çocuğuna yetememek, yeterince iyi bir anne olmadığını düşünmekten kaynaklanır.
Bazı durumlarda çocuğunun beslenmesi, anne için bir saplantıya bile dönüşmüş olabilir. Böyle durumlarda çocuk ile aralarındaki ilişki daha da bozulacağından, yemek yemek çocuk tarafından tam bir reddedişe dönüşebilir. Zamanla çocuk artık sadece yemeyi değil ilişkiyi de reddeder konuma gelir.
Yemek yemeyi reddeden çocukların bebeklik deneyimlerine bakıldığında genellikle bu sorunlarının haşalarda da olduğu dikkati çeker. Özellikle iki yaşından sonra daha çok bağımsızlaşan çocuğun anne baba üzerinde kontrol sağladığı, ilişki içinde en etkin zaman yemek yemedir.
Çocukların yemek yemeyi reddetmelerinin ileride doğuracağı sonuçlar sorunun boyutuna göre değişir. Eğer bu durum birkaç ay devam ederse mutlaka konunun uzmanı bir çocuk doktoruna öncelikli olarak gidilmelidir.
Çocuğa yemek yedirme yolları
Anne babanın böyle bir sorunla karşılaştıklarında yapabilecekleri en doğru şey çocuklarına her zamankinden daha fazla zaman ayırarak ilgi göstermeleridir. Çocuk yemek yemeyi reddettiği zamanlarda çocuğa çok fazla ilgi gösterek bunun üzerinde durmak çocuğun bu davranışının daha çok pekişmesine neden olur. Bunun yerine çocuk yediğinde ilgi gösterek övgülerde bulunmak olumlu davranışın pekişmesini sağlar. Çocukluğunda yemek yemeyi reddedenlerin ileriki yaşamlarında yeme bozukluğu yaşayacaklarına dair kesin bir bilgi yoktur.
Çocuk, üzerinde bir baskı hissetmemelidir. Beslenme ve disiplinin çocuğun hayatında iki farklı alan olması gerekir. Sözgelimi eğer çocuğunuza yemeğini bitirmesi halinde çikolata vereceğinizi söylerseniz, çocuk yemek yemeyi katlanılması gereken bir eziyet, çikolatayı da bunun karşılığında aldığı bir ödül olarak görecektir. Böylece de çocuk için çikolata daha çok önem ve değer kazanırken yemek için aksi söz konusu olur.
Eğer çocuğunuz açsa onun önce rahat bir şekilde hazırladıklarınızı yemesine olanak verin. Şayet yemeyi reddediyorsa bir sonraki yemek zamanına kadar hiçbir şey yiyemeyeceğini ona söyleyin ve sözünüzde de durun.
Beslenme zamanının keyifli bir paylaşıma dönüştürülmesi çocuğun yemesine yardım eder. Bu nedenle de aç değilseniz bile birlikte oturmanız belki bir elma yiyerek ona eşlik etmeniz çocuğu mutlu eder. Çocuğunuza konusu beslenme olan şarkılar, tekerlemeler öğreterek ve söylerken ona eşlik ederek çocuğunuzun yemeğe bakış açısının değişmesine de yardım etmiş olursunuz.
13 Mart, 2010 · Yorum yapın

Her hastalıkta olduğu gibi, cinsel yolla bulaşan hastalıklarda da, Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan da korunmanın yolu, gerekli tedbirlieri almaktan geçiyor. Önemli olan, hastalığa yakalanıp, tedavi ve çözüm aramak değil, hastalık oluşmadan önce, gerekli tedbirleri almak.
* Burada alınalacak en önemli tedbir, hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler ile ) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.
* Alınabilecek diğer bir tedbir ise, Cinsel ilişki sırasında, mutlaka kondom (Prezervatif) kullanmaktır.Kullanılan kondomlarda, lateks olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir. Çünkü, spermisitlerin aynı zamanda, mikroorganizmaları, etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır. Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası, çıkartıldıktan sonra, poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.
* Mümkün olduğu kadar, tek eşli olmak, size, hastalıklardan korunmanız konusunda yadımcı olacaktır. Çünkü, cinsel eş sayısının artması, hastalık bulaşma riskini de artırır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, bazan, hiç bir belirti vermeyebilir. bu sebeple, korunma tedbirlerini, mutlaka almanız, sizin sağlığınız açısından faydalı olacaktır.
* Başkalarının kullandığı enjektör ve iğneyi kullanmayınız. Bir defa kullanılıp atılan şırınga ve iğne kullanılmasını isteyiniz.
* Hamile kadınsanız, doğum öncesi dönemde düzenli sağlık kotrollerinizi yaptırınız.
* Kan nakli yapılacak ise, size verilecek olan kanın, gerekli tetkiklerinin yapıldığından emin olun.
10 Mart, 2010 · Yorum yapın
Kanser dünyanın hiçbir yerinde ucuz bir hastalık değil. Kanser tedavisi pek çok aile için iflas anlamına geliyor. Üstelik her gün hem kanser vakaları, hem de tedaviye ödenecek miktarlar artıyor. ‘Bu konuda ne yapabilirim’ diyorsanız; doktorlar bunun için en etkili çözümü erken teşhis olarak gösteriyor. ‘Aman’ diye geçiştirmeyin çünkü gerçekten pek çok kanser türü için erken teşhis, bu hastalığa yakalanmadan tedavi imkanı sağlıyor. Kanserin erken teşhisi konusunda Türkiye’de bir duayen var; Prof. Dr. Erkan Topuz. Kendisi yaşam tarzı değişiklikleri ile kanserin büyük ölçüde önlenebileceğini söylüyor. Prof. Dr. Topuz, bu dosyada kanserden korunmanın en ucuz ve etkili formüllerini açıklıyor…

Havuzdan her çıktığınızda zeytinyağlı sabunla yıkanın
Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Kanser Hastanesi Onkoloji Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz; kanserin başlıca nedenlerini ve erken teşhisin önemini anlattı:
Kanser vakaları neden giderek artıyor?
Kanserdeki artışın nedenleri aslında meydanda! Çevresel etkenler bunlardan biri. Hava kirliliği, ozon tabakasının delinmesi, ona bağlı olarak ozon tabakasındaki mor ötesi ışınların zararlı etkileri başlıca nedenler arasında. Özellikle mor ötesi ışınlar, insan cildinde en tehlikeli kansere yani Malign Melanom’a neden oluyor. Fabrikaların bacalarından, arabaların egzozlarından çıkan kirli hava da çok önemli bir etken. Amerika’da yapılan bir çalışmada, otobana 500 metre mesafede oturanlarda kanser riskinin (lenf bezi kanseri, beyin kanseri ve lösemilerde) aşağı yukarı iki kat arttığı görüldü. Bu; bir saatte 20 bin arabanın geçtiği bir yerde yapılan bir araştırma. Demek ki; sürekli artan hava ve çevre kirliliği çok önemli. Sigara, alkol, kimyasal maddeler, radyasyon, bazı enfeksiyonlar, düzensiz beslenme, hareket azlığı, faza kilolu olmak ve kalıtım gibi birçok etken de kanserin nedenleri arasında.
ÇOK ŞUURSUZUZ!
Çevresel faktörlerin dışında neler bu hastalığa zemin hazırlıyor?
Elbette ki beslenme ve yediğimiz gıdalar! Araştırmalara göre; kanser riskinde dengesiz beslenme yüzde 35 oranında yer tutuyor. Dengesiz beslenmeye bazı hatalı alışkanlıklar eklenirse, bu oran yüzde 85′e kadar yükselir. Dengesiz beslenme dışında, aldığımız gıdalar da hep inorganik ve potansiyellerini artırmak için ölçüsüzce hormon veriliyor. Özellikle ülkemizde bunlar hiçbir hesaba kitaba uymadan, bol miktarda bitkilerin dibine dökülüyor. Biz de doğrudan doğruya bu bitkilerden hormonları alıyoruz ve sonuçta kanser vakalarında patlama oluyor. Oysa dünyada hormon kullanımı böyle şuursuz değil. O nedenle Türkiye’de hormon konusunda tedbirlerin alınması gerekir. Baktığımız zaman bazı gelişmiş ülkelerin kansere karşı ciddi adımlar atmaya başladıklarını görüyoruz. Örneğin İsveç, 2025 yılında bütün gıdalarını organiğe çevirecek. Bütün mazotlu arabalarını kaldıracak ve elektrikle işler hale getirecek. Gıdalardan katkı maddelerini kaldıracak.
Hormonlu gıdalar neler?
Hormonal gıdaları aldığımız zaman çocuklarda, özellikle de kızlarda erken buluğ görülüyor. Yani, 8-9 yaşındaki çocuk adet görüyor. Erken adet görme; meme kanserine yakalanma riskini arttırıyor. Çünkü meme kanserinde iki önemli risk; erken adet görmek ve çok geç menopozdur. Hormon aldıkları için artık kadınlar daha geç menopoza giriyorlar. Türkiye’de eskiden menopoz yaşı 45′ti. Son yıllarda ise 50′nin üzerine çıktı.
YANIK KIRMIZI ET YASAK!
Beslenme alışkanlıklarımızdaki diğer riskler neler?
Kırmızı et, şu an için kolon kanserindeki bir numaralı etken! Aşırı derecede kırmızı et tüketmek, mide ve meme kanserinde de önemli rol oynuyor. Özellikle de kırmızı eti yanık olarak tüketmek! Peki; kırmızı et niye tehlikeli? Hayvanlara süt versinler diye ya da hızla gelişsinler diye büyüme faktörü veriliyor. Bu büyüme faktörü de, doğrudan doğruya hayvanın sütünde ve etinde birikiyor. Bunu yediğimiz zaman, biz de büyüme faktörünü almış oluyoruz. Bununla beraber hayvan, zehirli otlaklarda da otluyor. Çünkü maalesef biz bu otlaklara tarım ilaçları atıyoruz.
Kanserden korunmak için ne gibi önlemler alabiliriz?
Aslında hepimiz birey olarak kansere karşı önlemler alabiliriz. Mesela klorlu bazı ağırtıcılar var bunların zehirli olabileceğini biliyoruz. Onun için klorlu havuzlardan uzak durun. Bunun için ABD bir çözüm üretmiş; artık havuzlar ozonla veya deniz tuzuyla steril hale getiriyor. ABD’de klor kalkmış gibi. Ama bizim havuzlarımız, ‘ne kadar klor atarsak, pisliği o kadar önleriz’ mantığıyla; leş gibi klor kokuyor. Klor yerine en ucuz yöntem olan deniz tuzunu tercih edebiliriz. Tuzlu sulara doğru gitmeliyiz. Bunlar, çok rahat alınabilecek tedbirler. Eğer klorlu havuza giriyorsak; mutlaka çıkar çıkmaz zeytinyağlı sabunla ya da bebek şampuanıyla yıkanmamız gerekir. Tekrar giriyorsak, çıktıktan sonra üşenmeyip tekrar yıkanmalıyız.
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar…
- TV’yi 7 metreden seyredin ceple 30 saniye konuşun!
- Solaryum Nedir?
- Kanser Teşhisi Hücre Safhasında Yapılacak
- ZAYIFLAMAK İÇİN HANGİ YOL SEÇİLMELİ
- Uykuda Diş Sıkma Gıcırdatma Depresyon Sebebi Bruksizm