İdiyopatik Skolyoz Tedavisi

İdiyopatik Skolyoz Konservatif Tedavisi

Adölesan idiyopatik skolyozda konservatif tedavinin amacı, eğriliği kontrol altına alarak ilerlemeyi önlemek ve cerrahi tedavi ihtiyacını ortadan kaldırmaktır. Bu yöntemlerden ortez (breys) tedavisinin etkinliği yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Breys tedavi endikasyonları

-Risser 0, 1 yada 2 olan ve başvuru anında 30 ile 45 derece eğriliği bulunan adölesanlarda

-İlk yapılan ölçümleri 20 ile 30 derece arasında olup takiplerde 5 derece ilerleme gösteren hastalar.

Breys tedavisi kontrendikasyonları

-Büyük eğriliği olan (>45 derece) büyüyen adölesanlar

-Hastanın ortezi emosyonel olarak tolere edememesi

-Aşırı torakal hipokifoz (<10°)

-Matür adölesanlar( Risser 4-5 yada kızlarda menarşı üzerinden 2 sene geçmiş olanlar)

Breys tedavisinin rölatif kontrendikasyonu ise, ortotik tedaviye yanıt vermeyen yüksek torakal yada servikotorakal eğriliklerdir.

Breys tedavisinde üç adet ortezin tedavide başarısı gösterilmiştir.

1-Servikotorakolumbosakral (CTLSO) veya Milwaukee ortezi

2-Torakolumbosakral ortez (TLSO) , Wilmigton ortezleri

3-Charleston eğilme ortezi

Ortezin günde kaç

saat takılacağı kesin

bilinmemektedir.

İlerleyici eğriliği olan immatür adölesanlarda Milwaukee ve düşük profil TLSO ortezler için önerlen süre 20-22 saattir. Bu durum tedaviye uyumu zorlaştıran en önemli etkendir. Sonuç olarak, daha kısa süreli breys kullanımı düşünülmüş ve günlük hedef 16 saat olmuştur. Eğrilik ilerlemesinin kontrolü konusunda, yarı zamanlı kullanımın, tüm gün kullanım kadar etkili olduğu hakkında çeşitli çalışmalar vardır.

http://zehirlenme.blogspot.com

İdiyopatik Skolyoz Cerrahi Tedavisi

İdiyopatik Skolyoz Cerrahi Tedavisi

Yapılan tarama, doğal seyir ve konservatif tedavi çalışmaları neticesinde bir grup eğriliğin cerrahi korreksiyonunun yapılması gerektiği ortaya çıkmıştır. Cerrahinin temel amacı, güvenli bir şekilde deformiteyi düzeltmek ve eğriliğin ilerlemesini önleyebilmek için yeterli füzyonu sağlamaktır.

Cerrahi tedavi endikasyonuna karar verirken, eğriliğin büyüklüğü, matürite, eğrilik paterni, denge, sagittal plan ve kozmetik görünüş dikkate alınmalıdır.

- 50 derece ve üzerindeki eğrilikler

- Matüritesini tamamlamış 40-50 derece arasındaki eğriliklerde, 6 aylık takip süresinde, 5 derece ve üzerinde ilerleme görülürse

-İskelet matüritesine erişmemiş, korse kullanmasına rağmen 40 derecenin üzerinde progresyon gösteren eğrilikler

-Torasik hipokifozu veya lordozu olan hastalarda 40 derecenin altında bile olsa

cerrahi tedavi endikasyonu vardır.

Çift idiyopatik torakal eğrilikler birbirini dengeler ve majör kozmetik deformiteye yol açmaz. Büyüme tamamlandığında 60 dereceden fazla olmadıkları sürece belirgin ilerleme göstermezler. Cerrahide tüm omurgaya enstrümantasyon uygulanacağı için çift eğriliklerde cerrahiye karar vermeden önce belirgin progresyon bulgularının gösterilmesi gerekir.

Füzyon Sahasının Seçimi

Adölesan idiyopatik skolyozda cerrahi tedavinin başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biri füzyon sahasının seçimidir.

King ve arkadaşları, tüm eğrilik paternlerine uygun füzyon seviyelerinin belirlenmesi için stabil vertebra kavramını ortaya koymuştur. Stabil vertebra, torakal eğrilikte orta sakral hattın kestiği inferior vertebradır. Buna göre, Harrington entrümantasyon sisteminin alt seviyesinin stabil vertebrada sonlanmasını önermiştir. Bu yolla eğrilik düzeltilerek omurga dengesi sağlanabilir.

King Tipl(dominant lomber eğrilik, kompansatuar torakal eğrilik): Genel

olarak enstrümantasyon ve füzyon hem torakal hem de lomber eğriliği içine almalıdır. Enstrumantasyonun stabil vertebrada sonlandırılması gerekmektedir. Lenke ve arkadaşları hareketli segmentlerin korunması amaçlı olarak entrumantasyonun bir seviye üstte sonlandırılabilmesi için kesin kriterler tanımlamışlardır. Stabil vertebranın üstündeki vertebra nötral veya en fazla Evre I rotasyon göstermeli, 30 derecenin altında tilti olmalıdır. Stabil vertebra tilti 20 derecenin altında olmalıdır. Apikal disk L1-L2 diski üstünde olmamalı, L3-L4 diski eğriliğin konveksitesine açılım gösteriyor olmalıdır.

King Tip II (dominant torakal eğrilik, kompansatuar lomber eğrilik): Cotrel-

Dubousset enstrümantasyon sistemi, daha iyi korreksiyon elde edilmesi ve postoperatif alçı veya ortez ihtiyacının ortadan kalkması sonrası geniş kullanım alanı bulmuştur. Ancak kısa süre sonra Tip II eğriliklerde yüksek oranlarda dekompansasyon bildirilmiştir. Bu yüzden üçüncü nesil enstrümantasyon ile uygulanacak selektif torasik füzyonlarda lomber eğriliğin fleksibilitesi iyi değerlendirilmeli ve gerekiyor ise lomber eğriliğin kompanse edemeyeceği torasik korreksiyonlar yapılmamalıdır.

King Tip III (majör torasik eğrilik, fraksiyone lomber eğrilik): Yapısal lomber eğrilik içermemektedir ve bu yüzden limitli torasik füzyon ve enstrumantasyon standart tedavi seçimidir. Enstrumantasyon stabil vertebrada sonlandırılmalıdır.

King Tip IV (L4′e uzanan uzun torasik eğrilik): En iyi sonuçlar

enstrumantasyonun stabil vertebrada sonlandırıldığında elde edilmiştir. Lenke ve arkadaşlarının ortaya attığı kriterler göz önüne alınarak, fleksibilite ve rotasyon incelendikten sonra bazı eğriliklerde L3 vertebrada enstrumantasyonu sonlandırmak mümkündür.

King TipV (çift torasik eğrilik): çift yapısal torakal eğrilikler olup, l.torakal vertebra üstteki eğriliğe doğru eğilmiştir. Üst eğriliğin konveks tarafında, hastanın omuzu sıklıkla yüksektedir. Yalnızca alttaki torakal komponent enstrümante edildiğinde, üst eğrilik ve omuz elevasyonu kötüleşebilir. Bu nedenle her iki torakal eğriliğe de posterior enstrumantasyon yapılmalıdır.

Lenke sınıflamasına göre minör eğriliğin yapısal olmadığı durumlarda selektif torasik füzyon önerilmiştir. Eğer ana torasik eğriliğin altında yada üzerinde yapısal minör eğrilik varsa, füzyon alanına tüm yapısal eğrilikler katılmalıdır.

http://zehirlenme.blogspot.com

Skolyoz Nedir

Skolyoz Nedir

Günümüzde, skolyoz radyolojik olarak omurganın orta dikey çizgisinin yana doğru 10 dereceden fazla kaymasına denmektedir. Omurgadaki bu yana eğilme, vertebranın rotasyonuyla birlikte olduğundan üç boyutlu bir deformite meydana gelmektedir. Frontal planda laterale kayma, aksiyel planda rotasyon ve sagittal planda lordoza neden olan intervertebral ekstansiyon görülmektedir.

Günümüzde geçerliliğini koruyan en geniş skolyoz sınıflaması 1973 yılında Amerikan Skolyoz Cemiyeti(Scoliosis Research Society-SRS) tarafından etyolojiye göre yapılmıştır.

Terminoloji

Yapısal (strüktürel) eğrilik: Normal fleksibilitesini kaybetmiş,fikse, lateral angulasyonu ve rotasyonu olan eğriliklerdir. Traksiyon ve eğilme grafılerinde tam düzelme gözlenmez.

Yapısal olmayan (non-strüktürel) eğrilik: Yapısal olmayan eğilme ve traksiyon grafılerinde tama yakın düzelme eğilimi gösteren eğriliklerdir.

Primer eğrilik: İlk ortaya çıkan eğrilik

Kompensatuvar (sekonder) eğrilik: Normal vücut aksının sağlanması için gelişen ,yapısal komponentin üst veya altında yer alan ikincil eğriliktir. İlk aşamada yapısal olmayan tiptedir. Fakat zamanla dokuların bulundukları pozisyonda fıkse olmaları nedeniyle yapısal hale gelebilirler.

Majör eğrilik: Daha büyük ve daima yapısal olan eğriliktir.

Minör eğrilik: Daha küçük olan eğriliktir. Yapısal veya yapısal olmayan tip olabilir.

Çift majör eğrilik: Genellikle aynı derecede ve rotasyonda, iki yapısal eğriliğin birlikte olduğu skolyozdur.

Apikal vertebra: Bir eğrilikte vertikal akstan en fazla uzaklaşan ve rotasyonu en fazla olan vertabradır.

Apikal vertebra/Disk translasyonu: Apikal vertebra yada diskin orta noktasının midsakral çizgiye uzaklık miktarıdır. Özellikle torakolomber ve lomber skolyozlu hastalarda

dekompansasyonu belirlemek ve takip etmek için bunun ölçülmesi gerekmektedir.

Stabil vertebra: Midsakral çizginin tam ortasından geçtiği vertebradır.

Pelvik çarpıklık: Kronal planda pelvisin horizontal düzlemdeki deviasyonudur.

http://zehirlenme.blogspot.com

İdiyopatik Skolyoz Nedir

İdiyopatik Skolyoz Nedir

İdiyopatik skolyoz yapısal nedenli skolyozların yaklaşık %80’ini oluşturmakta olup deformitenin nedeni bilinmemektedir.

İdiyopatik skolyoz büyüme çağında herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Ortaya çıkışı bakımından üç zaman diliminde zirve yapar. Bu şekilde idiyopatik skolyoz ,deformitenin başladığı yaşa göre üç gruba ayrılır.

1-İnfantil idiyopatik skolyoz: 3 yaşın altındaki deformitelerdir. Erkeklerde daha sık görülmekle beraber, genellikle sol torakal eğriliklerdir. Kompansatuar eğrilikleri yoktur.

2-Jüvenil idiyopatik skolyoz: 3 ile 10 yaşlan arasındaki deformitelerdir. Erkek ve kızlarda eşit oranda görülmektedir. Sıklıkla eğrilik sol torakal yönde olup ilerleyicidir.

3-Adölesan idiyopatik skolyoz: 10 yaş ile iskelet gelişiminin tamamlanmasına kadar ortaya çıkan deformitelerdir. Kızlarda daha sık görülür. Genellikle sağ torakal ve sol lomber eğrilik görülür.

Adölesan idiyopatik skolyoz bu üç grup arasında en çok görülen skolyoz türüdür. İskelet gelişimini tamamlamış hastalarda görülen skolyoza erişkin skolyozu denir.12

PREVALANS

İdiyopatik skolyozun prevalansının değerlendirilmesinde iki yöntem kullanılmıştır. Birincisi tüberküloz taramalarında kullanılan akciğer radyografilerine dayanmaktadır. Bir diğer yöntem ise okul taramalarıdır, skolyozun prevalansı konusunda daha kesin bir tablo sunmaktadır.10 derecenin üzerinde %1.5-3 , 20 derecenin üzerinde ise %0.2-0.3 olarak bulunmuştur.

ETYOLOJİ

Bir çok araştırma yapılmasına rağmen kesin bir neden bulunamamıştır. Son yıllarda etyopatogenezde başlıca üzerinde durulan faktörler şunlardır.

-Nörolojik Fonksiyon Bozukluğu:

Yeni literatürün büyük bir kısmı nörolojik anomalilerin idiyopatik skolyozun ana nedeni olduğunu savunmaktadırlar. Wyatt ve arkadaşları 1984’de medulla spinalisin arka kolonunu değerlendirdiklerinde posterior kolon yollarında bir anormallik olduğunu düşünmüşlerdir.

Idiyopatik skolyoz için diğer bir nörolojik teori de melatoninin normal omurga gelişimindeki düzenleyici rolüdür. Kontrol grubuyla kıyaslayınca skolyoz hastalarında melatonin seviyesi önemli ölçüde düşük bulunmuştur.

-Bağ Dokusu Anormallikleri:

Skolyoz hastalarının ligamantum flavum lifleri histolojik olarak incelendiğinde, fıbroelastik sistemde lif yoğunluğunun azaldığı ve düzensiz dağılım içinde olduğu gösterilmiştir.

Skolyoz olan kişilerde anormal trombosit yapısı ve fonksiyonu bildirilmiştir.

Kasların kas-tendon birleşim yerinde bir anormallik, kalsiyum, bakır ve çinko düzeylerinde bozukluklar olduğu görülmüştür.

-Endokrin Bozukluk:

Idiyopatik skolyozlu hastaların yaşıtlarına göre daha uzun uzun boylu olmaları endokrin bir nedeni düşündürmüştür. Skogland çalışmasında, büyüme hormonunun pitüter salınma mekanimasında hipersensivitide ve testesterol düzeylerinde artış saptanmıştır.

-Genetik Faktörler:

Idiyopatik skolyozun aynı ailenin birçok bireyinde görülebilmesinden dolayı araştırmacılar bu hastalığın nedenini genetik faktörlere bakarak açıklamaya çalışmışlardır. Wynne-Davies 1968’de yaptığı çalışmada, dominant ve multipl gen geçişinin idiyopatik skolyoz etyolojisinde etkili olduğunu söylemişlerdir

Cowel ve arkadaşları 590 ebeveyn ve 110 skolyotik ikizlerin araştırılması sonucu dominant bir geçiş ileri sürmüş, sporadik yakalanma oranının %20 olduğunu saptamışlardır.39

Sonuç olarak bir çok çalışma yapılmış olmasına rağmen idiyopatik skolyozun etyolojisinde kesin bir neden bulunamamıştır.

PATOFİZYOLOJİ

Skolyozun derecesine göre yapısal değişikliklerin boyutu da değişebilir. Bu değişiklikler eğriliğin apeksinde en fazla olur.

Basınç etkisiyle intervertebral diskler konkav tarafta daralır. Hacmi değişmeyen nükleus pulposus konveks tarafa doğru kayar. Proteoglikan içeriği azaldığından visko elastik yapısını kaybetmiştir. Bu olay eğriliğin yapısal hale geçmesinin ilk sebeblerinden biridir ve geriye dönüş yoktur. Eğrilik bu aşamada düzeltilse bile nükleus pulpozusun bu yapısı düzelmeyecek, fakat eğrilikteki kompansasyon vertebra şekillerinin değişmesi ile saklanacaktır.

Torakal vertebralardaki rotasyondan dolayı konveks taraftaki kostalar sırta doğru yükselir ve konveks tarafta hörgüç manzarası (rib hump) oluşur. Sternum asimetrik ve laterale deplase olabilir. Memelerde çoğu zaman asimetri görülür.

http://zehirlenme.blogspot.com

Omurga Egriligi Buyuklugunun Olcumu

Omurga Eğriliğinin büyüklüğünün ölçümü

Eğriliğin derecesinin belirlenmesinde Cobb metodu standart kabul edilir. Ölçüm uç (end) vertabraların tespiti ile başlar. Üst end vertebranın üst yüzeyine ve alt end vertebranın alt yüzeyine dik hatlar çizilir. Bu çizgiler arasında oluşan açı Cobb açısıdır. Primer eğriliğin altında ikinci bir eğrilik varsa, orijinal eğriliğin alt vertebrası, ikinci eğrilik için üst son vertebra olur ve onun inferior yüzeyindeki aynı çizgi kullanılır.

Sagittal planda yan grafıde, torakal bölge için T4-T12 arası, lomber bölge için L1-L5 arası ve torakolomber kavşak için T11-L2 arası Cobb metodu ile ölçülür. Hastada torakal ve lomber bölgedeki normalden sapma değerlerine bakılarak eğriliğin lordoz veya kifoz komponentinin olup olmadığı araştırılır.

Vertebra rotasyonunun ölçümü

Skolyozu oluşturan deformitelerden biri olan rotasyonun değerlendirilmesi için değişik metodlar geliştirilmiştir. En yaygın kullanılan diğer yöntem Nash Moe tarafından tarif edilen apikal vertebranın pedikül gölgesinin hareketidir. Buna göre rotasyon beş dereceye ayrılmaktadır. Pediküllerin simetrik olması 0 rotasyonu, orta hattı geçmesi ise grade 4 rotasyonu göstermektedir.

Vertebral rotasyonun belirlenmesinde bilgisayarlı tomografi(BT) de kullanılabilir. BT, pahalı olmasına rağmen doğruluğu Nash-Moe metodu ile kıyaslandığında çok daha iyidir.

http://zehirlenme.blogspot.com

Kalca Biyomekanigi Hakkinda

Kalça Biyomekaniği Hakkında

Kalça bölgesi kırık ve replasman tedavilerinde biyomekanik ilkelere uyularak yapılan cerrahiler, normal kalça eklemi işlevlerinin elde edilmesinde başarı şansını da artıracaktır. Kalça eklemi gelen yüklenmelere mükemmel uyum sağlayacak biçimde şekillenmiştir. Femur başı yatay düzlemde tamamen dairesel olduğu halde sagittal düzlemde elips şeklindedir. Femur başı ile acetabulum arasında oluşan uyumsuzluk eklem sıvısı ile giderilir. Yüklenmeler femur iç yan bölümünde basma ve dış yan bölümünde çekme kuvvetlerine neden olur.

Femur başı fizyolojik olarak devamlı basma altındadır. Çünkü basıcı kuvvetler yük taşıma yüzeyine her zaman dik olarak gelir. Basma kuvvetlerinin büyüklüğü yüke ve yükün geldiği alana bağlıdır (gerilme=yük/yük alanı) Kalça ekleminin ön-arka radyografisinde asetabulumun üst kenarında subkondral bölgesindeki kemik yoğunluğunda artış görülür. Bu bölge yük taşıma (sourcil bölgesi) yüzeyidir. Bu radyografide yay gibi görüntü verir. Femur başı rotasyon merkezi ile bu yük taşıma yüzeyinin iç ve dış kenarları birleştirilirse küresel dilim oluşur. Küresel dilimde oluşan birim yük, dilimin alanı ile eklem hareketinin genişliğine bağlıdır. Yürüme siklusunun değişik zamanlarında femur başının yük altında kaldığı anatomik alanlar değişkenlik gösterir. Topuğun ilk temasında anterosuperomedial, parmakların yerden kaldırıldığında (toe off) ise posterosuperolateral bölge yük altında kalır.

Normal bir insanın yürüme siklusu sırasında femur başına birim alana yansıyan yük miktarı farklı açılardaki küresel dilimlerde değişkenlik gösterir Basmanın geldiği bölgenin daralması femur başına gelen birim yükün artması ve hızlı dejeneratif değişikliklerin oluşması ile karakterizedir.(21) 75° lik küresel dilimin yüzey alanına binecek yük 90° lik alana göre % 141, 56° lik küresel dilimde ise %243 oranında artar

Kollo-diafizer açı gerilme dağılımını belirleyen en önemli faktördür. Bu açının azalması kalçada kuvvet kolunun kısalarak pelvis dengesinin sağlanmasında daha fazla abdüktör kas gücü gereksinimine yol açar. Artması ise femur başına gelen bölgesel basıncın artmasına yol açar.(23) Femur başına gelen gerilmenin dağılımında rol oynayan bir diğer etmen femur boynunun uzunluğudur.(24) Normal kalçada trokanter majorün tepesinden femurun mekanik eksenine dik olarak çizilen çizgi femur başı merkezinden geçer.(25) Femur boyun kısalığı, abduktor kasların kuvvet kolunda kısalmaya neden olarak pelvis dengesini bozar ve abduktor kasların daha fazla kuvvet harcamasına ve dolayısıyla femur başına gelen basma kuvvetlerinin artmasına neden olur.(22)

Abduktör kasların temel görevi tek bacak duruş sırasında kalça ekleminin frontal düzlem kararlığını sağlamaktır.(23,26 )Bu kararlılığa katkı sağlayan abduktor kaslar; gluteus medius, gluteus minimus, tensor fasia lata ve gluteus maximusun ön lifleridir. Temel görevi gluteus medius kası üstlenir. Gottschalk yaptığı çalışmada abduktor kasları, oluşturduğu kuvvete göre oranlamıştır. Buna göre gluteus medius 4, gluteus minimus 2, tensor fasia lata 1 birimlik kuvvet üretirler.(27)

Kalçanın biyomekanik özellikleri yürüyüşün her fazında farklılık gösterir. Ancak esas olarak iki işlevsel durumda incelenmektedir.

1- Her iki ayak yere basarken, ayakta durma pozisyonunda (statik denge)

2- Tek ayak üzerinde duruş pozisyonunda, yürüyüşün basma fazında, yere temas pozisyonunda (dinamik denge)

Tek bacak duruş süresince femur başı destek noktası görevini görür ve yüklenme vektörü femur başı merkezinden geçer.(26) Burada denge için vücut ağırlığının femur başı üzerinde oluşturduğu döngüsel kuvvetin abduktor kaslar tarafından karşılanması gerekmektedir. Abduktor kasların kuvvet yönü düşey düzlemde 21 derecelik açı yapar. Burada kaslar tarafından oluşturulan kuvvet düşey (PM) ve yatay (QM) olarak iki farklı yönde femur başı üzerinde etkili olur. PM ve QM vücut ağırlığıyla birlikte femur başı üzerinde bir bileşke kuvvet oluştururlar(R). Bu kuvvete karşı oluşan yer kuvveti (R1) femur başını asetabulum içine doğru bastırır. R1 kuvveti kalça eklemine makaslama ve basma kuvvetleri olacak şekilde etkir. Bu iki kuvvetin dengelenmesi abduktor kaslar tarafından oluşturulan PM ve QM kuvvetleri tarafından karşılanır. Kalçadaki dengeyi bir formül ile

açıklarsak : M.a=K.b olması gerekmektedir. Bu formüle göre, dengeyi sağlayabilmek için abduktor kaslar vücut ağırlığının üç katı kuvvet üretmelidir.

http://zehirlenme.blogspot.com

Kalca Eklemi Hareketleri

Kalça Eklemi Hareketleri

Kalça eklemi sferoid grubu bir eklem olması nedeniyle transvers, sagittal, ve vertikal olmak üzere 3 ana ekseni ve birçok ta tali ekseni vardır. Ana eksenlerle flexion, extension ,abduksiyon, adduksiyon , iç -dış rotasyon yaparken tali eksenlerle beraber aynı zamanda sirkumdüksiyon hareketini yapar.

Transvers eksen: Bu eksende fleksiyon ve ekstansiyon hareketi yapar. Fleksiyon; Sert ve düzgün bir yüzeyde sırt üstü yatan kişinin kalçasının yukarı doğru yaptığı harekettir. Normal fleksiyon yaklaşık 135°‟dir. Diz ekstansiyonda iken uyluk arkasındaki kasların gerginliğinden dolayı fleksiyon 80°‟dir. Ekstansiyon; Sert ve düzgün bir yüzeyde yüzü koyu yatan kişinin kalçasının yukarı doğru yaptığı harekettir. Normal ekstansiyon 10° – 30°‟dir.

Sagittal eksen: Bu eksende kalça abduksiyon ve adduksiyon hareketi yapar. Abduksiyon; Ekstremitenin nötrale göre dışa açılabildiği harekettir. Kalça nötralde ve diz ekstansiyonda iken 40° – 45° dir. Kalça fleksiyonda iken 90°‟dir.

Adduksiyon: Ekstremitenin nötrale göre içe doğru yanaşabildiği açıdır. Bu ekstansiyonda 10° kadardır. Kalça fleksiyonda iken 40° dir.

Vertikal Eksen: Bu eksende kalça iç ve dış rotasyon hareketleri yapar. Kalçanın rotasyon hareketleri sırt üstü yatan hastada kalça ve diz 90 derece fleksiyonda iken muayene edilir. İç rotasyon 60°, dış rotasyon 40°‟dir. Kalça ve diz ekstansiyonda iken iç rotasyon 35° – 40°, dış rotasyon 10° – 15°‟dir. Bunun sebebi fleksiyonda gevşek olan bağların ekstansiyonda gerilmesidir

http://zehirlenme.blogspot.com

Femur Boynu Kırıkları

Femur Boynu Kırıkları

Avasküler nekroz ve kaynamama gibi komplikasyonlara yol açarak iş gücü kaybı ve kalıcı sakatlıklara neden olan femur boyun kırıkları çözümlenmemiş kırıklar grubundaki yerini korumaktadır.(31) Femur boyun kırıkları daha çok intrakapsüler kırıklar olup infantlar hariç her yaşta görülebilir. Ortalama görüldüğü en sık yaş 76‟dır ve kadınlarda erkeklere oranla 3 kat daha sık görülür.

Tüm kırıkların %3‟ünü oluşturan femur boyun kırıkları genellikle yaşlılarda düşük enerjili travmalardan, genç hastalarda ise nispeten daha nadir ve sıklıkla yüksek enerjili travmalardan sonra meydana gelir. Toplumumuzda hem genç nüfusun fazla olması hem de trafik kazalarındaki artış nedeniyle femur boyun kırıkları gençlerde de sık olarak görülmeye başlanmıştır. Kadınlarda daha sık görülmesinin nedenleri kadın pelvisinin daha geniş olması, femur boynu inklinasyon açısının daha dar olması, kadınlarda menopozlu yaşam süresinin daha uzun olması ve daha erken osteoporoz gelişmesidir.

ETYOLOJİ

Femur boyun kırığı nedenleri arasında ilk sırayı basit düşmeler almaktadır. Yüksekten düşmeler ve trafik kazaları diğer etiyolojik etkenleri oluşturmaktadır.(34) Ayrıca atlet ve uzun mesafe yürüyüşçülerinde görülen stres kırıkları, patolojik kırıklar ve pelvik malignite nedeniyle radyasyon sonrası görülen kırıklar diğer nadir sebeplerdir.(36)

Kırıklar oluş mekanizmasına göre, direkt ve indirekt olmak üzere ikiye ayrılır. Kuvvetin tatbik noktasında oluşan kırıklar direkt kırık, uzak noktasında oluşan kırıklar ise indirekt kırık olarak tanımlanır.

1-Direkt mekanizma; Uyluk yarı fleksiyonda iken büyük trokanter üstüne düşme ile veya çarpma ve ateşli silah yaralanmaları sonucu meydana gelir. Bu kırıklar daha az görülür.

2-İndirekt mekanizma; Ayak yerde sabit iken uyluğun abduksiyon ve dış rotasyon zorlanmasında femur başı asetebuluma dayanması sonucu oluşur. Gençlerde bu mekanizma ile kırık oluşması çok büyük kuvvet gerektirir. Hâlbuki yaşlılarda ayağın halıya takılması sonucu sendeleyip düşmesi gibi küçük bir travmada kırık oluşabilir.

Osteoporoz femur boyun kırıklarının etyolojisinde rol alan önemli bir etmendir. Osteoporoz sadece etyolojide rol almakla kalmaz aynı zamanda bu kırıkların tedavisinin planlanmasında da önem taşır.

TANI

Femur boyun kırıklarında doğru tanı için daima tam bir anamnez, eksiksiz klinik muayene ve tamamlayıcı görüntü yöntemleri birlikte değerlendirilmelidir. Dikkatli bir anamnez travma öyküsü olmadan kalçada ağrıyla başvuran stres kırığı olgularında tanı koymak için en önemli basamaktır.(4) Dişlenmiş veya stres kırıklarında kalça ve dizin iç kısmına vuran ağrı vardır. Bunlar ağrılı ve topallayarak ta olsa yürüyebilir. Bu kırıklarda erken tanı konmazsa üzerine ağırlık verilince kırık deplase hale gelebilir.(35) Yaşlı hastalar sıklıkla yürürken kasığında kırılma hissiyle birlikte dengelerini kaybedip düştüklerini belirtirler. Stres kırığı olanlarda kırık olan extremitenin kısalığı ve kalça rotasyonu olmadığı halde yaşlı hastalarda dış rotasyon ve kısalık deplase femur kırığını düşündürür

Femur boyun kırıkları önemli oranda politravmatize hastalarda görülmekle birlikte bu kırıkların tanısı kolaylıkla gözden kaçabilir. Femur boyun kırıkları %9 oranında femur cisim kırıklarıyla beraber görülmektedir. Bu hastalarda %20 ila 50 oranında tanı atlanmaktadır.(33) Bu yüzden bilinci kapalı politravmatize hastalar, genç veya yaşlı olsun mutlaka kalça kırığı açısından değerlendirilmelidir.

http://zehirlenme.blogspot.com

Kalca Eklemi Kapsul ve Baglar

Kalça Eklemi Kapsül ve Bağlari

Kalça eklemi; femur başı ve asetabulum arasında oluşan “art. spheroidae” grubu çok yönlü ve çok güçlü bir eklemdir. Bu eklemin çevresi kuvvetli kaslarla ve kuvvetli bir fibröz kapsül ile kaplıdır. Konvex eklem yüzü femur başı bir küre şeklinde olup lig. capitis femorisin tutunduğu yer olan fovea capitis femoris hariç , her tarafı eklem kıkırdağı ile kaplıdır. Eklem kıkırdağı merkezde kalın, periferde ise incedir. Konkav eklem yüzünü oluşturan acetabulumun tümü ekleme katılmaz. Sadece eklem kıkırdağı ile kaplı olan yarım ay şeklindeki facies lunata katılır. Ekleme katılmayan fossa acetabuli ise, yağ dokusundan zengin sinovial yapıyla doludur. Konkav eklem yüzünü artırmak için acetabulumun kenarında fibrokartilaginöz yapıda labrum acetabulum denen bir halka mevcuttur. Burası asetabulumun derinleşmesine, femur başının % 50‟sinin örtülmesine yardım eder ve kalça ekleminin stabilitesine yardım eder. Bu eklemin merkezi lig. inguinale orta 1/3‟ünün 1,2 cm kadar aşağısında bulunur.

Eklem kapsülü; eklemi sıkıca saran kalın bir bağ şeklindedir. Kalça ekleminin kapsülü yukarıda asetebulum üst dudağına yapışır, aşağıda ise önden trokanterler arası çizgiye kadar uzanırken, arkada trokanterler arası ibiğin ( Cristanın) 1,5 cm yukarısına yapışır. Kapsül önde kuvvetli yapışmasına karşın arka kısımda oldukça hafif yapışmıştır. Özellikle femur boynu arka dış kısmında kapsül yoktur. Kapsül bazı yerlerde kalınlaşmış olup bunu üç büyük ligament sağlar.

1- Lig. İliofemorale: Ters Y şeklinde olup, vücudun en kuvvetli bağıdır. Üçgen şeklinde olan ve kalça ekleminin ön yüzünde bulunan bu bağın tepesi yukarıda SİAİ (Spina İliaca Anterior İnferior) „un alt kısmına, tabanı ise aşağıda trokanterler arası çizgiye tutunur. İç taraftaki bağ dikey olup, dış taraftaki bağ biraz oblik olarak seyreder. Dikey bağ uyluğun aşırı arkaya gitmesini (ekstansiyon), oblik bağ ise aşırı adduksiyonu sınırlar. Bu fonksiyona kaslar da katılmasına rağmen esas sınırlayıcı olan bu bağlardır.

2- Lig. Pubofemorale: Üçgen şeklinde olan bu bağ, yukarıda üst pubik kol‟a, aşağıda ise lig. iliofemorale‟nin kalın iç kısmına karışarak trokanterler arası çizgiye tutunur. Eklemin önünde bulunması nedeniyle uyluğun fazla ekstansiyon ve abduksiyonunu önler.

3- Lig. İskiofemorale: İskiumdan başlayarak, dışa ve yukarı doğru seyrederken femur boynunu sarar ve büyük trokantere yapışır. Uyluğun hiperekstansiyon ve iç rotasyonunu sınırlar.

Ligamentum Teres: Üçgen şeklinde olan bu bağ birazda yassıdır. Tepesi fovea capitis femoris‟e, tabanı ise transvers asetebuler ligamente yapışır. İntrakapsüler bir bağdır. Bazen bu bağ bulunmaz, bunun yerine sadece sinovial bir membran bulunur. Ortalama 3.5 cm uzunluğundadır. Bağ fonksiyonundan ziyade, özellikle küçük yaşlarda femur başının beslenmesine katkıda bulunur.

http://zehirlenme.blogspot.com

Kalca ve Uyluk Kaslari

Kalça ve Uyluk Kasları

M. Tensor facia lata: İliotibial bant yoluyla diz ekstansiyonunda ve bacağın dış rotasyonunda görev alır. Uyluğun abdüksiyonu ve iç rotasyonunda görev alır. Ayrıca dik duruş pozisyonunu sağlamaya yardımcıdır. Pelvisin tespitinde iliotibial bant ile beraber rol alır. Superior ve inferior gluteal arterlerden beslenir. Superior gluteal sinirden innervasyon alır.

M. Sartorius: Kalça ve diz fleksiyonlarında yardımcı kastır. SİAS (Spina iliaka anterior süperior)‟dan başlar, tibia üst ucu iç tarafına yapışır ( pes anserinus‟a katılır). Uyluğa fleksiyon, abdüksiyon ve dış rotasyon yaptırır. Bacağa fleksiyon ve fleksiyon pozisyonunda ise iç rotasyon yaptırır. Siniri N. femoralistir.

M. Kuadriceps Femoris: Dizin en büyük ekstansörü olan bu kas, femurun ön kısmının hemen hepsini ve dış kısmını kaplar. Dört kasın birleşmesinden meydana gelir, bunlar;

A. M. Rectus Femoris

B. M. Vastus Lateralis

C. M. Vastus medialis

D. M. Vastus intermedius

Bu dört komponentin balama yerleri farklı olup, tendonları uyluk aşağısında birleşir. Rektus femoris kası SİAİ ve asetebulum üst kenarından başlar, diğer kaslar ise femur üst ucunun ön, iç ve dış yüzeylerinden başlar. İç ve dış patellar retinakulumlar bu tendonun uzantıları olarak patellaya tutunurlar. Devam eden lifler patella önünden geçerek patellar ligamenti oluşturur.

Kuadriceps femoris diz ekstansiyonunu sağlar. Rektus femoris, uyluğun pelvise göre fleksiyonunda görev alır ve uyluk sabit iken pelvisin uyluğa göre fleksiyonunu sağlar. Kuadriceps femoris, femoral sinir (L 1,2,3,4)‟den innerve olur.

Adduktor kaslar

Bu kaslar pubis kemiğinden başlar, linea aspera ile femurun iç suprakondiller çıkıntısına yapışır. Bunlar uyluğa adduksiyon, fleksiyon ve birazda iç rotasyon yaptırırlar.

Adduktor kaslar üç tabakadan oluşur. Ön tabakada pektineus ve adduktor longus kası, orta tabakada adduktor brevis kası ve arka tabakada ise adduktor magnus kası bulunur.

M. Pectineus: Uyluğa adduksiyon, fleksiyon ve birazda iç rotasyon yaptırır. Pubisten başlar, femurda linea pektinea‟da sonlanır. Femoral sinirden innerve olur.

M. Adduktor Longus: Pubisten başlar, femur orta 1/3 ta linea asperada sonlanır. Uyluğa adduksiyon yaptırır. Obturator sinirin ön dalından innerve olur.

M. Adduktor Brevis: Obturator sinirden innerve olur. Pubisten başlar, femur üst 1/3‟ te linea asperada sonlanır. Uyluğa adduksiyon yaptırır.

M. Adduktor Magnus: Obturator sinir ve tibial sinirden innerve olur. Pubis ve iskiondan başlar, linea asperada sonlanır. Uyluğun en kuvvetli adduktor kasıdır.

M. Gracilis: Pubisten başlar, pes anserinus‟ta sonlanır. Bacağın fleksiyonuna ve iç rotasyonuna katkıda bulunur. Uyluk adduksiyonuna yardımcıdır. Obturator sinirden innerve olur.

Gluteal Kaslar M. Gluteus maximus: Gluteal bölgenin en yüzeyel kasıdır. SİPS ( Spina iliaka posterior süperior), komşu iliak kanat sırtı, lig. sakrotuberale, sakrumun alt bölümü ve koksiks‟ten başlar, aşağı ve dışa doğru uzanarak derin liflerin bir kısmı tuberositas glutealise yapışır, geriye kalan lifler ise tensor fasiya lata aponevrozuna katılarak iliotibial traktüsü oluşturur. İnferior gluteal sinir tarafından inerve edilir. Pelvisten fleksiyondaki uyluğu ekstansiyona getirir. Uyluğa dış rotasyon yaptırır. Hamstring kasları ile birlikte hareket ederek çömelme durumundan gövdeyi, pelvisi femur başı üzerinde geriye rotasyona getirerek kaldırır. Üst lifleri uyluğun güçlü abdüksiyonu esnasında aktiftir.

M. Gluteus medius ve minimus: İliak kanat dış yüzeyinden başlayan bu kas, büyük trokanter dış ve ön kenarına yapışır. Gluteus minimus daha önde olup, gluteus medius tarafından örtülmüştür. Superior ve inferior gluteal arterler ile internal pudental arterden beslenirler. Sinirleri Gluteus superiordur. Her iki kas, pelvisten uyluğa abdüksiyon yaptırırlar ve ön lifleri uyluğu içe çevrilir. Yürüme ve koşma esnasında karşı taraf ekstremite salınım döneminde iken ya da karşı taraf ekstremite kaldırılmışken, gövdeyi dik durumda tutarlar. Dış Rotatorlar

M. Piriformis: Sakrumun 2-4 segmentlerinin ön yüzünden ve SİPİ ( Spina iliaka posterior inferior) çevresinden başlar, lifleri öne, dışa ve aşağı uzanarak büyük trokanter‟in üst kenarına yapışır. Ekstansiyondaki uyluğa dış rotasyon, fleksiyondaki uyluğa abdüksiyon hareketlerini yaptırır. L5‟ten inerve olur.

M. Obturator Internus: Membrana obturatoria‟nın iç yüzünden ve bunun yapıştığı kemik çerçeveden başlar, büyük trokanterin iç yüzüne yapışır. Ekstansiyondaki uyluğa dış rotasyon, fleksiyondaki uyluğa abdüksiyon hareketlerini yaptırır. L5 ve S1 köklerinden inerve olur.

M. Gemellus Superior ve M. Gemellus İnferior: Spina ischiadica‟nın dış yüzünden başlar, büyük trokanterin iç yüzüne yapışırlar. Ekstansiyondaki uyluğa dışa çevirir, fleksiyondaki uyluğa abduksiyon hareketi yaptırırlar.

M. Kuadratus Femoris: Yassı dört köşeli bir kastır. İskionun dış kısmından başlar, trokanterler arası çizgide sonlanır. L5 ve S1 sinir köklerinden dal alır. Uyluğa dış rotasyon hareketini yaptırır.

M. Obturator Externus: Obturator arter ve medial sirkumfleks femoral arterden beslenir. Obturator sinirin arka dalından innerve olur. Tırmanma esnasında uyluğa dış rotasyon hareketini sağlar, yürüme esnasında da ön adduktor kasların iç rotasyon hareketini engeller.

Uyluğun Dorsal Kasları (İskiokurural kaslar)

M. Biceps Femoris, M. Semitendinosus ve M. Semimembranosus kaslarına hamstring kaslarda denilmektedir. Bazı kaynaklarda popliteal çukuru dıştan sınırlayan m. biceps femoris kasına dış hamstring, içten sınırlayan m.semitendinozus ve m. semimembranosus kaslarına da iç hamstring adı verilir.

M. Biceps Femoris: Kısa ve uzun olmak üzere iki başı vardır. Uzun baş tuber ischiadicum‟dan, kısa baş ise linea aspera‟nın alt yarısından başlar, aşağı ve dışa doğru uzanarak fibula başına yapışır. L5, S1, S2 köklerinden ve siyatik sinirden innerve olur. Kalça

http://zehirlenme.blogspot.com